|
Ermenilerin yaptığı katliamı gözler önüne seren kazı
Doğu Anadolu Bölgesi'nde Erzurum, Van, Kars ve Iğdır'da Ermeni katliamını gözler önüne seren kazı çalışmalarında, katledilen Türkler'e ait çok sayıda bulguya ulaşıldı.
Erzurum'da merkeze bağlı Yeşilyayla, Aziziye ilçesine bağlı Alaca ve Pasinler ilçesine bağlı Tımar köylerinde yapılan kazılarda, Ermeni çeteleri tarafından yapılan katliamın bulguları gözler önüne serildi.
Atatürk Üniversitesi (A.Ü) öğretim üyelerinin gözetiminde 1 Temmuz 1986'da Alaca'da, 7 Ekim 1988'de Yeşilyayla'da ve 7 Temmuz 1993'de de Tımar köyünde yapılan kazılarda, mermi kovanları, Kur'an-ı Kerim parçaları, kırık kafatasları, sigara tabakaları ve takı malzemeleri bulundu.
A.Ü Türk Ermeni İlişkilerini Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Erol Kürkçüoğlu, Erzurum'da yapılan kazılarda Alaca'da 268, Yeşilyayla'da 95 ve Tımar köyünde ise 300 insan iskeletine rastlandığını bildirdi.
Şehir merkezindeki katliamların Yanıkdere Karskapı, Yakutiye Kışlaları, Ezirmikli Osmanağa ve Mürsel Paşa konakları, Gölbaşı Hacı Ahmet Hanı, İstasyon barakaları ve Firdevsoğlu kışlalarında olduğunu vurgulayan Kürkçüoğlu, şunları kaydetti:
''Erzurum merkezinde 9 bin 553 olmak üzere, çevre illerle birlikte 50 bine yakın insan Ermeni çeteleri tarafından katledildi. Rus Yarbay Tverdo Khlebov'un, birliğine çektiği telgraf, katliamın şiddetini ortaya çıkarmaktadır. Rus Yarbay Khlebov, 'Bizi buradaki görevden alınız. Ermeni eşkıyalarının masum insanları öldürmesine seyirci kalmamız mümkün değil' diyerek, Türk insanının bizzat katliama uğradığını söylemiştir.''
Kürkçüoğlu, Erzurum merkezde Ermeni katliamı sonucu ölenlerin şu anda Yüzüncü Yıl Parkı'nın bulunduğu alana gömüldüğünü anlatarak, ''Ermeni çeteleri genellikle yaşlı, kadın ve çocuktan oluşan savunmasız insanları hedef almıştır. Doğu ve Güney Doğu Anadolu'da 185 toplu mezar var. Bunların 9'unu bilim dünyasına kazandırdık'' diye konuştu.
-VAN'DA ZEVE ŞEHİTLİĞİ KAZISI
Doğu Anadolu Bölgesi'nde 1915-1918 yılları arasında yaşanan Ermeni olayları ile ilgili Van'da da 1990 yılında Zeve Şehitliği'nde toplu mezar kazısı yapıldı.
Van'a 18 kilometre uzaklıkta bulunan Çitören köyü yakınında yer alan Zeve Şehitliğinin güney yamacında, 4 Nisan 1990'da, Van Müzesi ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi tarafından kazı çalışması başlatıldı.
Uluslararası gözlemcilerin de katıldığı kazı çalışmalarını, dönemin Van Valisi Adnan Darendeliler, Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Bayşu, Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Azmi Süslü, Atatürk Üniversitesi'nden Prof. Dr. Enver Konukçu, Dr. Cevat Başaran, Hacettepe Üniversitesi'nden Prof. Dr. Metin Ozbek ve Prof. Dr. Ercüment Kuran, Gazi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Fahrettin KırzıoğIu, Marmara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Cevdet Küçük ile Van Müzesi Müdürü Ersin Kavaklı da izledi.
1915 yılında Ermeni çetelerinin saldırılarına tanıklık eden İbrahim Sargın'ın yer göstermesi ve bazı belgeler ışığında 4 metrekarelik alanda başlatılan kazı çalışmalarında, kadın ve çocuklara ait olduğu değerlendirilen 12 adet ceset bulundu.
Kazı sırasında, hançer ve kama yüzleri, uçları kırılmış paslı kürek yüzleri, çok sayıda Rus yapımı boş ve patlamamış mermi ve kovanları, iç giysiler, ipekli kumaş parçaları, Sultan Reşad tuğralı ve ay-yıldız motifli boncukları olan akik taşı gerdanlık, balmumu kaplı muska, paslı tel bilezik ve yüzük, üzerinde Sultan Reşad'ın tuğrası bulunan 1 adet gümüş para, 2 adet bakır para, çok sayıda akik ve renkli sırça boncuk, çocuk nazarlıkları, değişik boyutlu ve renkli giysi düğmeleri ile 1 adet kemik tarak da bulundu.
Kazı çalışmalarının ardından, çıkarılan buluntular Van Müzesi'nde oluşturulan Ermeni Katliamı Seksiyonunda sergilendi. Bu eserler daha sonra Erzurum Müzesi'ne aktarıldı.
-KARS'TAKİ KAZI ÇALIŞMALARI
Kars'ta, Ermeniler tarafından Derecik ve Subatan köylerinde yapılan kazılarda da, Ermeniler tarafından katledilen toplam 930 Türk'e ait bulgular açığa çıkarıldı.
Kars Müze Müdürü Necmettin Alp, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2003 yılında merkeze bağlı Derecik köyünde Ermeni çeteciler tarafından yapılan katliamları belgelemek üzere 9 gün süren şehitlik kazısı yapıldığını söyledi.
Alp, 1918 tarihinde Ermeni Taşnak çetecilerinin Derecik köyü halkını köy içerisinde bir samanlığa doldurup ateşe verdiklerini belirterek, şunları kaydetti:
''Bu katliamda 360 Türk şehit edilmiştir. 2003 yılı temmuz ayında köy içerisinde bulunan eski samanlıkta 9 gün süren kazılarda 360 şehide ait kemiklerin tamamı açığa çıkarılmıştır. Yapılan katliamın boyutu ulusal ve uluslararası basın aracılığı ile canlı yayınlanmıştır. Buradan çıkarılan 360 şehide ait kemikler, beyaz kefen çuvallara doldurularak dualar eşliğinde aynı yere gömülmüştür.''
Derecik köyündeki kazılara dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu ve Van 100. Yıl Üniversitesi Tarih Bölümünden Prof. Dr. Abdulselam Uluçam'ın da katıldığını ifade eden Alp, ''Kazılarda çıkarılan 1 adet top mermisi, gümüş işlemeli ağızlık, gümüş kutu ve ayna, 2 adet gümüş kolye, çok sayıda düğme ve boncuk, 1 adet çakı, 11 adet mermi kovanı, 1 adet yüzük, 1 adet yüksük, 1 adet bakır bilezik, 1 adet kolye zinciri, seramik parçaları ve 3 adet kafa tasının Erzurum Müzesi'ne teslim edilmiştir'' diye konuştu.
Alp, 20 Haziran 1991'de yine merkeze bağlı Subatan köyünde, Ermeni Taşnak çetecileri tarafından 1918 yılında yapılan katliamları belgelemek üzere kazı yapıldığını anımsattı.1918 yılının nisan ayında Ermeni Taşnak çetecilerin Kars şehrinden çekilirken, Subatan köyünde 570 Türk'ü şehit ettiklerini belirten Alp, ''Çoğunluğu kadın ve çocuk olan bu şehitlerin anısını yaşatmak için 1992 yılında köyün girişine bir şehitlik anıtı yapılmıştır. Şehitlik kazısı 1 gün sürmüş ve Ankara Üniversitesi'nden Prof. Dr. Azmi Süslü, Atatürk Üniversitesinden Prof. Dr. Enver Konukçu da kazı çalışmalarına katılmıştır. Kazıda çıkarılan etnografik elbise parçaları, kolye, sigara ağızlığı, tespih ve gümüş kemelerler Erzurum Müzesi'ne teslim edilmiştir'' dedi.
-IĞDIR'DAKİ KAZILAR
 | | Image text |
Iğdır'da merkeze bağlı Oba ve Hakmehmet köyleri ile Tuzluca ilçesine bağlı Gedikli köyünde ortaya çıkarılan toplu mezarlar, 1. Dünya Savaşı sırasındaki asıl soykırımın, Ermeni çeteler tarafından yapıldığını ortaya koyuyor.
Ermeni çetelerin Rus işgaline uğrayan Oba köyünde gerçekleştirdiği ve tarihte ''Tandır Katliamı'' olarak anılan olayda yaşamını yitirenlere ait toplu mezar, 1 Mart 1986'da kazıldı. Kazıda, katliamı doğrulayan 90'a yakın insan iskeleti, kırık kafa tasları, mermi kovanları, erimiş demir parçaları, yanık ahşap parçaları ve cam kırıkları bulundu.
Ermeni çeteler, Iğdır'ın Hakmehmet köyünde de katliam gerçekleştirdi. Ermenilerin 1919'da katlettiği Türklere ait bir kuyu mezarın olduğu ilk kez köylülerin anlatımları sonucu Prof. Dr. Enver Konukçu tarafından tespit edildi.
Kazı çalışması, İtalya ve Avusturya'dan gelen bilim adamları ile basın mensuplarının katılımıyla 6 Ekim 1999 günü başladı. Hakmehmet Köyü meydanında, önce yüzeyden ağzı tespit edilen kuyunun yarım daire açma metoduyla kazılmasına başlandı. 12 metre derinliğe ulaşıldığında ise kuyu zemininden su çıkmaya başladı. Oldukça güç çalışma şartları altında gerçekleştirilen kazı çalışmaları sırasında, üst üste yığılmış insan iskeletlerine rastlandı. Dipteki su ve çamurun içinden 80'e yakın insana ait kafatası, kol, bacak ve kaburga kemikleri çıkarıldı.
Buradaki toplu mezarda, insan iskeletleriyle birlikte üzerinde bronz düğme bulunan 3 kumaş parçası, biri tam ikisi yarım üç mermi kovanı, iki mermi çekirdeği, bir hançer yüzük ve bir de akik tespih boncuğu bulundu. Kuyu mezar çalışmalarında ele geçen insan iskeletleri ve bunlara ait maddi bulgular, burada da bir katliam yaşandığını belgeliyor.
Köyün masum insanlarını kadın, erkek, çoluk çocuk demeden katleden Ermeni çetelerin, ceset yığınından kurtulabilmek için köyün su kuyusunu kullanması, yaşanan katliamın boyutlarını ve dehşetini ortaya koydu.
Tuzluca ilçesine bağlı Gedikli köyünde de kazı çalışması sonucunda bulunan toplu mezardaki bulgular, Ermenilerin köyde 150 Türkü katlettiğini belgeledi. Mısır, Fransa ve Avusturya'dan gelen yerli ve yabancı basın mensupları önünde, 2003 Yılının Mayıs ayında kazılan mezarda, 150 kişiye ait kemikler ve kafatası bulundu.
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
ABD’li hukukçudan Türkiye’ye destek
ABD’nin eski başkanlarından Ronald Reagan’ın hukuk danışmanlığını yapan Amerikalı hukukçu ve akademisyen Bruce Fein, 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının gerçeği yansıtmadığını belirtti.
New York’ta “Genç Türkler-Young Turks” derneği tarafından bu yıl 6’ncısı düzenlenen “Ermeni Yalanlarına Son ve Şehitlerimizi Anma” mitinginde konuşan Fein, 1. Dünya Savaşı zamanında iki taraflı trajedi yaşandığını söyleyerek, “Osmanlı devletinin Müslümanları da Ermenilerin öldüğü şekilde öldü, bu insanlar savaştan, hastalıktan, açlıktan öldüler, üstelik ölen Müslüman sayısı çok fazlaydı, Doğu Anadolu’da neredeyse 2 milyon Müslüman öldü, bunların çoğu da Ermeni çetelerinin mezaliminden öldü” dedi.
Fein Ermenilerin 1915 olaylarına ilişkin iddialarını hiçbir zaman bir uluslararası mahkemeye taşımadıklarını da vurgulayarak, “Uluslararası Adalet Divanı’na götürmediler ve ’işte bunlar delillerimiz’ demediler, hep siyasi kuruluşlara başvurdular ve siyasi organların kendilerini desteklemelerini istediler, tarihi bilmeyen siyasetçilere yanaştılar. Tarih, parlamentolar tarafından değil, tarihçiler tarafından yargılanmalı” dedi.
Kaynak: www.milliyet.com.tr ... »
Ermenilere Ohio darbesi
Schmidt: “Benim tarih bilgime göre buna soykırım denemez”
ABD Kongresi Temsilciler Meclisi üyesi Jean Schmidt, ABD tarihinde bir ilke imza atarak seçim bölgesi Ohio’da soykırım iddialarını kabul etmediği gerekçesiyle hakkında asılsız ithamlarda bulunan Ermeniler hakkında suç duyurusunda bulunma kararı aldı. Schmidt’in Ohio Seçim Komisyonu’na bugün yapacağı suç duyurusu metninde, “Kendi tarih bilgime göre 1915’de yaşanan trajik olaylara soykırım denemez. Bu konu tartışılmaz değildir. Amerika’da ve dünyada çok sayıda saygın tarihçi aksini söylemektedir. Olayı ABd Kongresi değil bağımsız bir uluslarası komisyon çözüme kavuşturmalıdır” ifadeleri yer alıyor.
ABD’de 4 Kasım’da yapılan seçimlerde Ohio Eyaleti 2. Bölgeden Temsilciler Meclisi’ne seçilen Schmidt, 4 Kasım seçimlerindeki rakibi Ermeni asıllı David Krikorian’ın seçim kampanyası sırasında kendisine yönelik ‘Türklerden soykırım inkar için kan parası aldığı’ şeklindeki asılsız suçlamalar nedeniyle Ohio seçim Komitesi’ne suç duyurusunda bulunma kararı aldı.
Olanlar soykırım değildir
Bugün seçim komitesine iletilecek başvurusunda 1915 olaylarının soykırım olduğu yönündeki Ermeni iddiaları hakkındaki görüşlerini açıklayan Schmidt, “Ben bir Ermeni soykırımını inkar etmedim. Tarihi kayıtlar hakkındaki bilgime dayanarak 1915’de yaşanan trajik olayları ‘soykırım’ olarak niteleyemem. Çünkü bu çok kesin bir tanımlama” dedi.
Uzmanlar karar versin
“Benim Kongre’deki pozisyonum da her zaman bu konunun Kongre’nin bir sorunu olmadığı yönünde olmuştur.” diyen Schmidt şöyle devam etti:
“Bir Kongre üyesi olarak hiçbir zaman bu Ermeni soykırım tasarıları konusunda oy vermedim. Bu konunun kesin biçimde çözüme kavuşturulması için uzmanlardan oluşan bağımsız bir uluslarası komisyon oluşturulması fikrini destekliyorum”
Schmidt, başvurusunda ”Gerçekler hakındaki bilgisi ve mevcut kanıtların kendisini olayların soykırım olduğu yönünde ikna etmediği” yönündeki değerlendirmesini Krikorian’ın kendisine de ilettiğini başvurusunda ifade etti.
Aksini savunan saygın tarihçiler var
Krikorian’ın seçime 48 saat kala seçmenlerine gönderdiği mektupta kendisi hakkında yer verdiği ‘tartışılmaz soykırım gerçeğini inkar ediyor’ değerlendirmesine de karşı çıkan Schmidt, “Tarihi gerçekler onun söylediği gibi tartışılmaz durumda da değil. Saygın Amerikan bilim adamları 1915’de yaşanan trajik olaylar için ‘soykırım’ ifadesinin kullanılmasının uygun olup olmadığını sorgulamakta. Bunlar arasında Princeton Üniversitesi’nden ünlü tarihçi Bernard Lewis, Kaliforniya Üniversitesi’nden Stanford Shaw, Louisville Üniversitesi’nden Justin McCarthy, Massachusets Üniversitesi’nden Guenter Lewy ve Brian Williams, Princeton Üniversitesi’nden Norman Itzkowitz, Boston Üniversitesi’nden David Fromkin, Brandeis Üniversitesi’nden Avigdor Levy, Tennessee Teknik Üniversitesi’nden Michael Gunter, Hunter College’dan Pierre Oberling, George Washington Üniversitesi’nden Roderic Davidson, Dış Politika Araştırma Enstitüsünden Michael Radu ve askeri tarihçi Edward J. Erickson gibi isimler yer alıyor” dedi.
“ABD dışında da birçok akademisyen Osmanlı Ermenilerinin tarihi hakkında soykırım- karşıtı görüşlere sahiptir” diyen Schmidt, Gilles Veinstein (College de France), Stefano Trinchese (Chieti Üniversitesi), Augusto Sinagra (Romae-Sapienza Üniversitesi), Norman Stone (Bilkenit Üniversitesi) ve Andrew Mango ‘yu( Londra Üniversitesi) örnek gösterdi.
Kınayın ve ceza verin
Bugün seçim komisyonuna gönderilecek başvurusunda Krikorian’ın kampanya sırasında kendisi aleyhinde bastırararak dağıttığı ‘Soykırımı inkar için 30 bin dolar ‘kan parası’ aldı’ karalamasının yer aldığı el ilanlarına da yer veren Schmidt, kendisinin hiçbir zaman böyle bir gerekçeyle bağış almadığını belirtti.
Krikorian’ın, kendisinin seçim kampanyasına yapılan bağışların Amerikan seçim yasalarına aykırı biçimde Türkiye hükümeti tarafından verildiği yönündeki iddialarına da şikayet konusu olarak başvurusunda yer veren Schmidt, kampanyasına bağışta bulunanların Türk hükümetiyle bağı olmadığını gösteren resmi belgeleri seçim komisyonuna iletti.
Schmidt başvurusunda Ohio Seçim Komisyonu’nun konuyu ele alarak Krikorian’ın kampanya sırasında Ohio seçim yasalarını kasıtlı olarak yanlış açıklamalar yaparak ihlal ettiğini kayıt altına alması talebinde bulundu. Schmidt başvurusunda Krikorian’ın yasaları ihlal eden davranışları nedeniyle kınanması ve Komisyon’un uygun bulacağı biçimde cezai yaptırım kararı alınmasını da istedi.
Kaynak: www.milliyet.com.tr ... »
Dünya bu sürgünleri görmüyor
''Göç göç oldu göçler yola dizildi, uyku geldi ela gözler süzüldü''... Rus işgalinden ve Ermeni mezaliminden canlarını, yavrularını kurtarmak için kaçan Erzurum halkının göç türküsü böyle başlar.
Osmanlı Devleti'nin zayıflaması ile işgale uğrayan Kafkas ve Balkan coğrafyasında yaşayan Türk ve Müslüman halklar için de umutsuzluklar, göçler, ölümler, işgaller, ana vatanlardan kopuşlar, tehcirler de başlamış oldu. Göç hikayeleri, göç türküleri ayrı dillerde söylense de duygular, hüzünler hep aynı noktaya işaret ediyordu. Sürgün edilen, ana vatanlarından koparılan, hastalıklara yenik düşen, yollarda ölen, açlık ve sefaletle karşı karşıya kalan bu halkların acısı, ne yazık ki dünyanın gelişmiş ülkelerince bir türlü görülmedi.
Tehcir edilen halkların sığınağı haline gelen Türkiye'yi, yıllardır Ermeni iddialarıyla karşı karşıya bırakan birçok gelişmiş ülke, ne yazık ki Kafkaslar ve Balkanlardan sürülen milyonlarca halkın yaşadığı acıları bir türlü görmek istemedi.
AA muhabirinin Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Kafkas Vakfı ve Balkan Medeniyet Derneği yetkililerinden derlediği bilgilere göre, Osmanlı İmparatorluğu'nun zayıflamasıyla 19. yüzyıldan itibaren Kafkaslardan ve Balkanlardan Anadolu'ya göçler başladı.
Rus Çarlığına bağlı askeri birliklerin 1859 yılında Kafkasya'ya girmesiyle bu coğrafyada göçler de beraberinde başladı. Rus birliklerine karşı verilen savaşı kaybeden Kafkas halklarını büyük bir dram bekliyordu. Çar'ın Kafkasya temsilcisi Grandük Mişel'in 1864 Ağustosunda Batı Kafkasyalılara, ''Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya'nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir'' şeklindeki fermanı, bölgedeki sürgünleri ve göçü tetikledi.
-YÜZDE 30'U YOLCULUĞUNU TAMAMLAYAMADAN ÖLDÜ-
Rus Çarlığının emriyle 1864 yılında 1 milyon 500 bin Kafkasyalı yurdundan oldu. Tehcire zorlanan Kafkas halklarının birçoğu sürgün yolculuğunda açlık ve kötü koşullara yenik düşerek can verdi, binlercesi Karadeniz'in azgın dalgalarına dayanamayan gemilerin batmasıyla engin sularda boğuldu, yüzlercesi kalıcı hastalığa yakalandı. Karadeniz'deki Taman, Tuapse, Anapa, Soçi, Sohum, Poti ve Batum gibi limanlardan Rus, Osmanlı ve İngiliz gemilerine bindirilen muhacirler, Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Varna, Köstence ve İstanbul'a getirildi. Arşiv kayıtlarına göre, Kafkaslar'dan sürgün edilen insanların yüzde 30'una yakını, yolculuk tamamlanamadan öldü.
-KAFKAS HALKLARININ İKİNCİ SÜRGÜNÜ-
Kafkasya'da sürgünler 1864 yılıyla sınırlı kalmıyordu. 1864 sürgünüyle dünyaya savrulan Kafkasyalılar, tekrar ana vatanlarında toparlanma fırsatı bulamadan bu sefer 1943 ve 1944 yıllarında SSCB lideri Josef Stalin'in emriyle geniş çaplı bir sürgüne maruz bırakıldı. Bu sürgünde ise Kafkas halkları, asılsız bir şekilde II. Dünya Savaşı'nda Almanlarla iş birliği yapmakla suçlanıyordu.
-KARAÇAY BALKARLARIN SÜRGÜNÜ-
SSCB'ye bağlı Karaçay Özerk Bölgesi, 2 Kasım 1943'te Sovyet askerlerince kısa süre içinde boşaltıldı. Emirlere uymayan Türk kökenli bu halk, anında infaz edildi. Karaçay halkından 32 bin 929'u çocuk olmak üzere 63 bin kişi tıpkı diğer Kafkas halklarına yapıldığı gibi hayvan vagonlarına doldurularak Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ın iç bölgelerine gönderildi. 8 Mart 1944'de ise Balkarlar, Karaçay halkının maruz kaldığı acı sürgünü yaşadı.
-ÇEÇEN VE İNGUŞLARIN SÜRGÜNÜ-
Kızılordu'nun 23 Şubat 1944'te Kızılordu'nun 26. kuruluş yıldönümünü şenliklerine davet edilen Çeçen ve aynı etnik kökene sahip olan İnguşlar, apar topar ve binlerce insanın ölümü pahasına Sibirya'ya sürüldü.
Sürgüne gönderilen her aileye, yanlarına almak için ancak 20 kilogram bagaj izni verildi, insanların tüm mal varlıklarına ve hayvanlarına el konuldu. Felaketin en büyüğü ise sürgün yolculuğunda gerçekleşti. Sürgün edilen insanların yüzde 20'si kötü hava koşulları ve açlıktan öldü. Ölüm Çeçen ve İnguşlar'ın yakasını yerleştirildikleri yeni yerlerde de bırakmadı. Gerek iklim gerek ağır çalışma koşulları ve bunlara bağlı salgın hastalıklar nedeniyle pek çok muhacir yaşamını yitirdi. Çeçen ve İnguş halkının sürgündeki nüfus kaybının yüzde 38 oranında olduğu kaydediliyor.
Sovyetler Birliği Yüksek Şurası, 9 Ocak 1957 yılında aldığı karar ile 1944 yılında topyekun sürgün edilen Çeçen ve İnguşların ana vatanlarına dönmelerine izin verdi. 7 Mart 1944 tarihinde lağvedilen ve toprakları çeşitli ülkelere paylaştırılan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ise 1957 yılında yeniden kuruldu. 1939 yılının resmi kayıtlarına göre 488 bin olan Çeçen-İnguşların nüfusu sürgünden sonra 200 bine kadar düştü. 1959 yılında ise Çeçen-İnguş Cumhuriyeti'ndeki tüm İnguş ve Çeçenlerin sayısı 311 binden ibaretti.
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını ilan eden Çeçenistan'da Rus birlikleriyle yerel direnişçiler arasında savaş başladı. 1994-96 yılları arasında bir milyon civarında nüfusu olan Çeçenistan, bu savaşta yaklaşık 120 bin kurban verdi. 1999-2001 yılları arasında yaşanan ikinci savaşta ise 100 bin Çeçen öldü, 30 bin Çeçen ise sakat kaldı.
-KIRIM TATARLARININ SÜRGÜNÜ-
Stalin döneminde sürgün sadece Kuzey Kafkasya ile sınırlı kalmadı. Sürgün kararından en çok etkilenen bir diğer halk ise Kırım Tatarlarıydı. 18 Mayıs 1944 gecesi başlayan sürgün furyası, 3 gün içinde 220 bin Kırım Tatarı'nın zorla yurtlarından koparılmasıyla sonuçlandı.
Orta Asya'nın ücra köşelerine götürülmek üzere ölüm katarlarına bindirilen Kırım Tatarlarının yüzde 42'si zor koşullara dayanamayarak ya da yapılan baskılar sonucu yaşamını yitirdi. Vatanlarına dönmek için çok yoğun bir mücadele veren Kırım Tatarları, hedeflerine ulaşmak için 1980'li yılları beklemek zorunda kaldı.
Yıllar sonra terk ettiği topraklarına gelen insanları başka bir hazin tablo bekliyordu. Kırım Tatarları yurtlarına döndükleri zaman evlerinin, iş yerlerinin ve topraklarının Ruslar ile Ukraynalılara dağıtıldığını gördü.
-AHISKALILARIN SÜRGÜNÜ-
Gürcistan'ın Ahıska bölgesinde yaşayan ve ''Osmanlı Türkleri'' olarak da bilinen Ahıskalılar, 14 Kasım 1944 yılında tarihin en acı olaylarından birini yaşadı. Aradan geçen 65 yıla rağmen Ahıskalılar, halen yurtlarına dönemedi. Anavatanlarından koparılan ve gittikleri yerde hayatta kalan Ahıskalıların torunları bugün Rusya Federasyonu, Özbekistan, Kazakistan, Türkiye, Ukrayna, Almanya, Fransa, İtalya ve ABD'de yaşamlarını sürdürüyor.
Stalin'in emriyle bir gece ansızın gelen haber üzerine doğup büyüdükleri vatanlarını zorla terk ettirilen Ahıska Türkleri, ''ölüm katarı'' olarak adlandırılan hayvan vagonlarına istiflenerek bir bilinmez yolculuğa çıktı. Sibirya'ya ve Sovyetlerin iç bölgelerine gönderilen yaklaşık 250 bin Ahıska Türkünün birçoğu yolda hastalıktan, açlıktan yaşamını yitirdi. Ayrı ayrı bölgelere dağıtılan Ahıska Türkleri yıllarca birbirinden haber alamadan yaşadı.
Özbekistan'da sürgün hayatı yaşayan Ahıskalılar, 1989 yılında ikinci büyük sürgün daha yaşadı. Fergana'da çıkan olaylarda yaklaşık 100 bin Ahıska Türkü ikinci vatan edindikleri Özbekistan'dan komşu ülkelere ve Rusya'nın Krasnodar bölgesi ile Ukrayna'ya göç etmek zorunda kaldı. Türkiye'de bir süre önce çıkarılan yasa ile Ahıskalıların Türk vatandaşlığına geçişi kolaylaştırıldı.
1944'de sürgün edilen Kafkas halklarından hiçbir şekilde yurtlarına dönüş yapamayanlar ise Ahıskalılar oldu. Gürcistan, Avrupa Konseyi'ne kabul edilirken Ahıskalıların yeniden kendi vatanlarına yerleştirilmesi konusunda taahhüt altına girdi, ancak bugüne kadar verilen sözler yerine getirilmedi.
-KARABAĞ'IN ''KAÇGINLARI''-
Ermenistan'ın Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesini 1992-94 yıllarında yaşanan savaşta işgaliyle başlayan süreçte en çok zarar gören, sivil halk oldu. İşgale uğrayan topraklarından kaçan yaklaşık 1 milyon Azeri Türkü, halen zor koşullar altında Azerbaycan'ın çeşitli vilayetlerinde yaşamlarını sürdürüyor.
Üsküp, Kalkandelen, Manastır, Ohri, Selanik, Saraybosna, Prizren, Şumnu, Varna, Deliorman, Belgrad, Sancak... Rumeli Türklerinin ''çil çil kubbeleriyle'' geride bırakıp gelmek zorunda kaldıkları şehirlerden sadece birkaçıydı.
Rumeli Türkleri, ayrı bir anı, ayrı bir acı, ayrı bir özlemle terk edilmeye zorlanmıştı ecdat yadigarı toprakları....
Şehzade Süleyman Paşa'nın 1352 yılında Rumeli'ye geçişi ve art arda devam eden fetihlerle Osmanlı, kısa sürede Balkanların tek hakimi haline geldi. Türklerin Rumeli'ne yerleştirilmesi ve bölgenin yerli halkları olan Arnavutlarla, Boşnakların da İslam'ı seçmesi Balkan coğrafyasını ikinci bir Anadolu yaptı. Yaklaşık 500 yıl idaresi altında yaşadıkları Osmanlı'nın zayıflamasıyla birlikte bu bölgede yaşayan Türkler ve Müslüman halkları da zor günler bekliyordu. 1912 yılında yapılan 1. Balkan Savaşı'nın kaybedilmesiyle de elden çıkan topraklardan milyonlarca Türk, Boşnak ve Arnavut, Anadolu'ya göç etmek zorunda bırakıldı. Göç etme imkanı bulamayanlar ise kaldıkları coğrafyada çeşitli asimilasyonlara maruz kaldı.
Göçlerin en acı yanı ise 500 yılı aşkın Osmanlı idaresinde kalan coğrafyadaki Türk şehir mimarisinin en güzel örnekleri olan eserlerin yok edilmesi oldu. Osmanlı'nın 15 bin 787 mimari yapı inşa ettiği Balkanlar'da göçlerle birlikte bu tarihi eserler de sahipsiz kaldı. Osmanlı'nın izlerini yok etme pahasına birçok tarihi cami, han, hamam yıkıldı, geri kalan bir çok tarihi eser ise aslından uzak görünümle restore edilip amacı dışında kullanıldı.
-BALKANLARDAN İLK GÖÇLER SIRBİSTAN'DAN BAŞLADI-
Balkanlardan Anadolu;ya göçün ilk dönemi, 1804 yılında Sırp isyanı ile başladı. 1804'te isyan eden Sırpların şiddet hareketleri sırasında, Semendire'ye bağlı yerlerde Türklere karşı girişilen katliamdan kaçanlar, Rumeli ve Bosna-Hersek'e göç etti. 1826'da yapılan Akkerman Antlaşması ile 150 bin Türk, Sırbistan'dan göç etmek zorunda kaldı. 1867 yılında Sırpların zulmünden kaçan 150 bin civarında Boşnak da Türklerle birlikte Anadolu;ya göç etti. Yine 1908-23 yılları arasında 300 bin, 1923�33 yılları arasında da 350 bin Türk Sırbistan'dan göç etti. Göç edenlerin bir kısmı ise yollarda hastalık ve açlıktan öldü.
-YUNANİSTAN'DAN GÖÇLER-
Yunanistan'dan Türkiye'ye ilk göçler 1820 yılında Mora isyanından sonra başladı.
Avrupa'dan gelen gönüllü askerlerle Rum çeteciler, Teselya ve Ege adaları ile Mora'da oturan Türk ve Müslüman halka zulmetmeye başladı ve 32 bin Müslüman Türkü öldürdü. Rusya ile İngiltere arasında yapılan anlaşma ile 1826 yılında bağımsız Yunan devleti kuruldu ve Müslüman halkı Yunanistan'dan çıkarma kararı alındı. Bu kararla birlikte Türkler yüzyıllarca yaşadıkları coğrafyadan sürgün edilmeye başlandı.
Mora'nın ardından Girit'te de 1864 yılında Rumların sivil Türk halkına karşı katliamlara girişmesi üzerine, bu bölgeden Anadolu'ya ve İstanbul'a 60 bin kişi göç etti. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra da Yunanistan'daki Türklerden bir kısmı, Anadolu'ya kaçmak zorunda kaldı. Kurtuluş Savaşı'nı takip eden Lozan Antlaşması hükümlerine göre yapılan mübadelede ise Türkiye'ye 1923-1933 yılları arasında 384 bin kişi geldi.
Yunanistan'dan göçler, 1934-1960 arasında da devam etti. Bu tarihlerde 23 bin 788 kişi Türkiye'ye geldi. 1960-1970 arasında ise 20 bin kişi Yunanistan'dan Türkiye'ye yerleşti.
-BULGARİSTAN-
Rusların 1828'de Tuna'yı aşarak Edirne'ye kadar gelmesi ve Bulgarları Türklerin üzerine saldırtması sonucu 30 bin Türk, Anadolu'ya göç etti. 1876'da Rusya, Almanya ve Avusturya tarafından Balkanlar bölündü. Avusturya, Bosna-Hersek'i aldı, ayrıca Bulgarlar ve Sırplara, Rusya himayesinde bağımsızlık verildi.
Aynı yıl Bulgarlar, Türklere karşı şiddet hareketlerine girişti. Buradaki Türkleri korumakla görevli Türk ordusunun hareketi, Avrupa devletlerinin müdahalesiyle durduruldu. Binlerce Türk, Edirne, İstanbul ve Anadolu'ya göç etti. 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'ndan sonra yapılan Berlin Antlaşması ile Bulgaristan devletinin kurulması kabul edildi. Bu durum, Bulgaristan'daki Türkler için kötü sonuçlar doğurdu. 1876-1878 yılları arasında 200 bin Türk, Edirne ve civarına yerleşti. Sonraki yıllarda ise 300 bin göçmen, Rumeli'den Anadolu'ya geçti. Kuzey Bulgaristan'dan göç eden bir kısım Türk ise Rodoplar'da uğradıkları silahlı saldırılarda ağır kayıplar vererek Türkiye'ye gelebildi. Bu tarihlerde Doğu ve Batı Trakya ile İstanbul'un her yeri göçmenlerle doldu. Osmanlı bu göçmenlerin iskanı konusunda büyük zorluklar yaşadı.
Arşivlerde, 1885-1923 yılları arasında Bulgaristan'dan Türkiye'ye 500 bin kişinin göç ettiği belirtiliyor. 1923-1933 yılları arasında ise göç edenlerin sayısı 101 bin civarındadır. Yine Bulgaristan'dan 1934-1960 arasında 272 bin 971 kişi, 1968-79 yılları arasında da Bulgaristan'dan Türkiye'ye 116 bin 521 kişi Türkiye'ye göç etti.
Bulgaristan;dan son göç hareketi ise 1989 yılında Bulgar hükümeti tarafından burada yaşayan Türklerin Türkiye'ye göçe zorlanmaları ile başlatıldı. Göçmenler kitleler halinde trenlerle Türk sınırına bırakıldı. Böylece Türkiye, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da görülen en yoğun ve zorunlu göç akımını yaklaşık üç aylık bir süre içinde kabul etmek durumunda kaldı. Bu dönemde 64 bin 295 aileye mensup 226 bin 863 kişi serbest göçmen olarak Türkiye'ye geldi. Bu tarihten itibaren 1995 yılına kadar da aralıklı olarak gelen serbest göçmenlerin sayısı 73 bin 957 kişiye ulaştı.
Bütün bu göçlere rağmen bugün Bulgaristan'da halen 1 milyonun üstünde Türk bulunuyor.
-ROMANYA-
Romanya toprakları, Osmanlı İmparatorluğu idaresindeyken, Besarabya ve Kırım'dan on binlerce Türk buraya yerleşti. 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşlarında, Rus ordularının Tuna'yı aşarak Şumnu'ya kadar ilerlemesi üzerine bu bölgede yaşayan Türkler göçe zorlandı. Şumnu ve Dobruca civarından, 1812 yılından sonra 200 bin Türk, Anadolu'ya göç ederek başta Eskişehir olmak üzere çeşitli bölgelere yerleştirildi.
1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşından sonra Besarabya'nın Rusların eline geçmesi Dobruca'nın ise Rumenlere bırakılması üzerine Türklerin göçü yeniden başladı. O yıllarda Dobruca'dan 80 bin civarında Türk, yurtlarını terk ederek Anadolu'ya yerleşti. 1923'ten sonra, Dobruca'dan yeni göçler başladı. 1923-1933 arasında 33 bin 852 kişi göç etti. 1934-1960 yılları arasında ise Romanya'dan göç edenlerin sayısı 87 bin 476'ya ulaştı.
-YUGOSLAVYA-
Yugoslavya'dan Türkiye'ye Cumhuriyet döneminde toplam 77 bin 431 aileye mensup 305 bin 158 kişi göç ettiği, resmi kayıtlarda yer alıyor.
Yugoslavya idaresinin baskıları sonucu 1946-1968 ve 1971 yıllarını kapsayan göçlerde özellikle Üsküp, Prizren ve Sancak bölgesinde yaşayan Türk, Boşnak ve Arnavutlar, evlerini ve mallarını cüzi fiyatlara satarak Türkiye'ye gelmek zorunda bırakıldı.
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
|