|
Köri baharatı, kanser hücrelerini öldürüyor
Köri baharatında bulunan bir maddenin, kanser hücrelerini öldürebildiği belirtildi.
Cork Kanser Araştırma Merkezi bilimcileri, köri yapımında kullanılan zerdaçalın etken maddesi "kurkumin"in laboratuvar ortamında yemek borusu kanseri hücrelerini öldürdüğünü saptadı.
Dr. Sharon McKenna ve ekibi, kurkuminin kanser hücrelerini 24 saatte öldürmeye başladığını gördü.
Uzun zamandır kurkumin maddesinin iyileştirici etkisi bulunduğu düşünülüyordu.
Kanser uzmanları, British Journal of Cancer dergisinde yayımlanan araştırmanın, doktorların yeni tedaviler bulmalarına yardımcı olacağını belirtti.
Birleşik Krallık Kanser Araştırma kurumundan Dr. Lesley Walker, bu araştırmanın, zerdaçalda (hint safranı) bulunan doğal kimyasalların özafagus (yemek borusu) kanserinde yeni tedaviler için kullanılması olanağı sağlayacağını söyledi.
Walker, özafagus kanseri oranının 1970'lerden bu yana yarı yarıya arttığını, bunun obezite, alkol tüketimi ve reflü hastalığındaki artıştan kaynaklanıyor olabileceğini bildirdi.
aa
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
İşte dünyanın en sağlıklı yiyecekleri
İnsanlar için mükemmel beslenme listesi yoktur. Ancak, her çeşit beslenme planında yaygın olan tek şey, tüm yiyeceklerin çok az işleme tabi tutulmasıdır. Kabuklu kuru yemişler, yaban mersini, işlenmemiş süt, açık mezrada kesilen et gibi işlenmemiş yiyeceklerin her zaman sağlıklı olduğu biliniyor. Bitkisel özler, enzimler, vitaminler, mineraller, antioksidanlar, antiinflamatuar ve sağlıklı yağlar içeren bu yiyecekler, sizi sağlıklı ve zinde tutar.
Forbes dergisi, sağlık sayfalarında dünyanın en sağlıklı 12 yiyeceğini açıkladı.
İşte Amerikalı ünlü beslenme uzmanı Jonny Bowden'ın kitabından derlenen dünyanın en sağlıklı gıdaları:
Soğan - sarımsak: Mide, prostat, yemek borusu kanserlerine karşı korur. Kalp hastalığı riskini yüzde 20 azaltıyor.
Yaban mersini: Kanserden koruyan antioksidanlar içerir ve hafızayı güçlü kılıyor. Lif bakımından zengindir.
Fasulye: Kiloyu dengeleyip, kan şekerini düzenliyor. Kolon kanseri ve kalp hastalığından koruyor. İçerdiği lifler sayesinde, uzun ve sağlıklı yaşamın bir parçasıdır.
Somon: En iyi anti-aging gıdası. Omega-3 beyni ve kalbi korur. Ruh halini dengeler ve kan şekerini düzenler.
Süt: Vitamin, mineral ve yararlı bakteriler bakımından zengin olan süt, kanserle savaşan CLA asidini de içerir.
Fındık- fıstık: Haftada 5 kez tüketmek kalp krizi ve kalp hastalığı riskini yüzde 30-50 arasında azaltıyor. Her gün için 25 gramlık, badem, ceviz, fıstık, fındık yeterli.
Kırmızı et: İşlemden geçirilmemiş kırmızı et, omega-3 bakımından zengindir. Özellikle meralarda yetişen hayvanlardan elde edilen etten, makul miktarda tüketildiğinde kanserden koruyor. Protein ve B12 vitamini kaynağı.
Yumurta: Doğanın en kusursuz yiyeceği olarak tanımlanıyor. Protein bakımından zengin ama kalorisi düşük. Beyni korur ve göz sağlığını güçlendirir.
Brokoli: Tüm kanser risklerini azaltır. Mineral ve vitamin oranları çok yüksektir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındıran kimyasallara sahiptir. Brokoli, kabak, brüksel lahanası, kara lahana gibi sebzeler,kanser riskini azaltmaya yardımcı olan indol isimli bitki kimyasalları içeriyor.
Elma: Akciğer kanseri, astım ve diyabete karşı korur. Kemik güçlendiren K vitamini içerir. Yemeklerden 30 dakika önce tüketildiğinde iştahı bastırmaya yardımcı olur
Nar: Antiokidanlar bakımından zengindir. Kan basıncını dengeler, damarları korur ve tümörlerin büyümesini engeller.
Yeşil çay: Dünyada sudan sonra en çok tüketilen içecek olan çayın değişik formları (siyah, beyaz, yeşil, Çin çayı gibi) anti oksidanlar ve antiinflamatuar içeriyor. Yeşil çay gibi bazı türleri ise, kansere karşı etkili olan katesin isimli bitki kimyasalları içeriyor. Mesane, kolon, nefes borusu, pankreas, rektum ve mide kanserlerine yakalanma riskini azaltıyor. Kilo kontrolünü kolaylaştırıyor.
Zaman Online
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
Diş gıcırdatma 'depresyona' sürükleyebilir
Halk arasında diş gıcırdatma ya da sıkma olarak bilinen ''Bruksizm''in bir süre sonra dişlerde, yüz ve çenede ağrıya yol açarak, kronikleşmesi halinde diş kaybına neden olabildiği ve zamanla ağrının kişiyi depresyona sokabildiği bildirildi.
Gazi Üniversitesi (GÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş, Çene Hastalıkları ve Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cansu Alpaslan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, toplumda diş sıkma alışkanlığının çok yaygın olduğunu ve kişilerin genellikle bu eylemi farkında olmadan yaptıklarını söyledi.
Diş sıkan her kişinin hasta olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirten Alpaslan, dişlerde hassasiyet gelişmesi ve kişiye ağrı vermesi halinde ise önlem alınması gerektiğini bildirdi.
Alpaslan, diş sıkmanın dişlerde ve çevre dokularda problemlere neden olduğuna dikkati çekerek, ''En çok yüz kaslarına ve çene eklemine zarar vermektedir. Diş yüzeylerinin bozulmasına ve bir süre sonra dişlerin kökten sallanmasına yol açmaktadır. Bu etkiler sonucunda da sağlam olan dişler kaybedilebilmektedir'' diye konuştu.
-''DİŞLER GENELLİKLE GECE UYKUDA SIKILIYOR''-
Diş gıcırdatma ve sıkmanın genellikle gece, uyku sırasında, istemsiz olarak yapıldığını anlatan Alpaslan, ''Eylem, 3-5 saniyelik olmasına rağmen ortaya çıkan kuvvet hem dişlere hem de dokulara zarar vermektedir'' dedi.
Alpaslan, diş yüzeyinde aşınmaya bağlı ''diş ağrısı, sıcak-soğuk hassasiyeti ve kırılmalar'' ortaya çıkabildiğine dikkati çekti. Diş gıcırdatma ve sıkmaya bağlı daha ağır bulgulara ise çene ekleminde rastlandığını ifade eden Alpaslan, şunları kaydetti:
''Dişlere uygulanan fazla basınca bağlı olarak çenede zamanla kilitlenme ortaya çıkabiliyor, hasta ağzını açamıyor. Sabahları, kişide yorgunluk, gerginlik ve yüzde ağrıya neden olabiliyor.
Sebepsiz gibi görünen ağrı, zamanla kronikleşiyor ve tedavisi güç durumlara yol açıyor. Kronik hale gelen ağrı, kişide depresyona yol açabiliyor. Kişi, bu alışkanlığından kendi başına vazgeçemiyor ve sürekli ağrıyla yaşamak zorunda kalıyor. Kronikleşen ağrı başta, strese, kaygıya ve sinire neden oluyor ve kişiyi depresyona sürüklüyor. Bu da ciddi iş gücü kaybına neden oluyor.''
Alpaslan, diş sıkmaya bağlı ağrıların zaman zaman kulakta hissedildiğini, zaman zaman da baş ağrısı şeklinde kendini gösterdiğini belirterek, ''Baş ağrılarının büyük bir kısmı diş sıkmaya bağlıdır. Bu nedenle, gerek çene ekleminde gerek yüzde gerekse de dişlerde sebepsiz ağrılarda mutlaka bir çene cerrahisi uzmanına başvurulmalıdır'' diye konuştu.
-''İMPLANT YAPILACAK HASTALARDA BU ALIŞKANLIK OLMAMALI''-
Diş sıkma ve gıcırdatmanın en önemli sebebinin stres olduğuna dikkati çeken Alpaslan, ''Stres dönemi geçtikten sonra da olay devam ediyorsa, bir psikiyatri uzmanına başvurulmalı'' dedi.
Alpaslan, stresin yanı sıra bazı ilaçlar ile beslenme şekli ve alışkanlıkların da diş gıcırdatmaya neden olabildiğini belirterek, ''Kahve, alkol, sigara kullanımının da azaltılması gerekiyor. Çünkü, bunlar uyarıcı oldukları için sinir sistemini etkiliyor, sıkma ve gıcırdatmayı tetikleyebiliyor'' uyarısında bulundu.
Uyku bozuklukları, uyku apnesi ve horlamanın da uyku sırasında diş gıcırdatmanın nedenleri arasında olduğunu ifade eden Alpaslan, bu tür bulgulara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.
Alpaslan, gündüz dişlerini sıkan kişilerin, bunu fark ettikleri andan itibaren çenelerini serbest bırakılmaları gerektiğini belirtti. Uyku sırasında yaşanan olaylarda ise hekim müdahalesinin gerekli olduğunu vurgulayan Alpaslan, ''Bu hastalara 'gece plağı' diye adlandırdığımız koruyucu bir aparat yapabiliyoruz.
Uyku sırasında dişlerin birbiriyle temasını engellemek amacıyla alt ve üst çenenin arasına yerleştirilen plaklar basıncı azaltabiliyor ve böylece çevre dokularda oluşacak hasar en alt düzeye indirilebiliyor'' diye konuştu.
Prof. Dr. Alpaslan, diş eksikliklerinde en sık başvurulan tedavi yöntemlerinden biri olan implant (diş ekme) uygulamasında da bruksizme dikkat edilmesi gerektiğini dile getirerek, ''Eğer implant yapılacak hastada diş gıcırdatma ya da sıkma alışkanlığı varsa implantlar kaybedilebiliyor. Bu tür alışkanlığı olanların implant adayı hasta olmaması gerekli'' dedi.
aa
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
'Su orucu'yla hem sağlık hem huzur bulun
Çağımız insanının en büyük dertlerinden olan fazla kilolarınızdan 'su orucu' ile kurtulabilirsiniz. Bu yöntem, yılda en az bir kere 21 gün yapılan bir sağlık kürü. Yurt dışında "Water fast ve water treatment" adıyla açılan su orucu klinikleri henüz ülkemizde yok ama meraklısı gün geçtikçe artıyor.
İnsan kaynakları alanında verdiği seminerle tanınan Münir Arıkan bu isimlerden biri. Alerjik astım, yüksek tansiyon ve böbrek hastası olan Arıkan su orucu sayesinde sağlığına kavuştuğunu söylüyor. Üstelik 25 günde 22 kilo zayıflamış. Arıkan, bu yöntemin faydalarını anlatmak için bir seminer programı bile hazırlamış.
'İnsan kaynakları' dünyasının içinde olanlar Münir Arıkan ismini yakından tanır. İletişim ve farkındalık, zaman ve yaşam yönetimi, takımdaşlık, motivasyon ve stres yönetimi gibi birçok alanda şirketlere seminerler verir kendisi. Aynı zamanda Türkiye'nin ilk aile 'koç'larından biridir. Münir bey, son bir yıldır seminer programına yeni bir alan eklemiş. Konu başlığı, "25 günlük şifa orucu". Oruç deyince ramazanda yerine getirdiğimiz ibadet akla gelmesin. Bu uygulama bir tür su ile zayıflama ve hastalıklardan kurtulma yöntemi. 'İnsan kaynakları ile ne alakası olabilir?' diye düşünebilirsiniz. Pek ilgisi yok gibi görünüyor ancak bu tür eğitimler veren uzmanların yaşamları ve görünümleriyle muhatap oldukları insanlara model olmaları önemli. Münir bey de, "Karşımdaki insanlara iradenize sahip olun derken, göbeğime bakmalarından çok rahatsız oluyordum." diyerek durumu özetliyor.
Su orucu sadece zayıflamak için uygulanmıyor, hastalıkları da tedavi ediyor. Uzun yıllardır alerjik astım, yüksek tansiyon ve böbrek hastası olan Münir Arıkan, şifayı su orucunda bulunca gönüllü olarak bu orucun faydalarını seminerlerle herkese anlatmaya karar vermiş. Arıkan, "2006 mayıs başında alerjik astımım iyice azmış, her gün iki-üç hap ve geceleri sadece spreyle rahat nefes alabileceğim bir durumda mücadele ediyordum. Üstelik kilom da üç haneli rakamlara ulaşmıştı. Su orucunu üç yıldır uyguluyorum. Bu yıl yaptığım kür geçen hafta bitti. Her saat başı su içerek 25 gün geçirdim. 22 kilo zayıfladım. Sonuçtan çok memnunum. Üç yıl içinde bütün rahatsızlıklarım geçti." diyor.
Arıkan'ın anlattığına göre yurt dışında birçok su orucu kliniği var. 'Water fast ve water treatment' adıyla kurulan klinikler, özellikle Çin, Hindistan, Kanada, ABD, İsveç ve Fransa'da oldukça yaygın. Su orucu aslında farklı din mensupları tarafından yüzyıllardır uygulanan bir arınma şekli. Budist rahiplerden, Hıristiyan keşişlere, Yahudi hahamlardan, Müslüman din adamlarına varıncaya kadar hemen her dinin mensubu hayatları boyunca bu yöntemi uygulamış. Zaten Peygamberimiz de, "Midenin üçte birini yemeğe, üçte birini suya, üçte birini de havaya ayırın." dememiş miydi?
Su orucu nedir?
Su orucu yılda en az bir kere, 21 gün (gün sayısı değişebiliyor) yapılan bir sağlık kürü. Ancak ikinci ve üçüncü yıldan itibaren gün sayısı 17 ve 15'e daha sonra ideal kilonuza ulaştığınızda ise sadece 10 gün yaptığınızda gerekli arınmayı sağlayan bir yöntem. Her saat başı su içilmek suretiyle uygulanıyor. Vücudunuzu her türlü kimyasal atıklardan, genetiğiyle oynanmış yiyeceklerin zararlarından, kanserojen etkisi taşıyan ve vücutta blokaj oluşturan zararlı maddelerden arındırıyor. Mutlaka doktor kontrolünde yapılması gerekiyor. Ülkemizde su orucunu bilen ve uygulayan kişi Özbekistanlı Aidin Salih. Ukrayna'nın Lugansk şehrindeki tıp kolejini bitiren Salih, daha sonra Taşkent Devlet Üniversitesi Biyoloji Fakültesi'nden mezun olmuş. Salih'in tıp doktoru unvanı yok ama aldığı eğitim doğrultusunda kendini su orucu alanında geliştirmiş.
Nasıl yapılıyor?
Su orucu saat başlarında su içilerek yapılan bir kür, ancak belli aşamaları var. Nasıl yapılacağı da kişiye göre değişebiliyor. Münir Arıkan, aşağıdaki yöntemi Aidin Salih'in denetiminde uygulamış.
1. gün; sadece pişmemiş ham sebze ve meyve yiyorsunuz. Akşamında 1 kaşık İngiliz tuzunu bir bardak suda eritip içiyorsunuz. Bu, bağırsaklarınızı temizliyor. Su orucunda bağırsak temizliğinin önemi büyük. Çünkü, bağırsak iç çeperindeki zifte benzer birikimler, batın (gövdenin, göğüs ve pelvis bölgeleri arasındaki kısmı) bölgesinde kirlenme, kısmi zehirlenme ve toksit birikintisi oluşumu ile enfeksiyona davetiye çıkartıyor, vücut hararetini artırıyor. Beslenme, bağırsak iç çeperi kanalıyla oluyor. Oradaki kılcal-emici uçlar, yediğimiz besinleri emmese, yediğimiz hiçbir şeyden en ufak bir besin ve kalori değerini vücudumuza alamayız. Bağırsak temizliği ile bunu daha sağlıklı bir yapıya kavuşturuyorsunuz. İngiliz tuzu, müshil etkisi yaparak bağırsakları temizliyor. Eczanelerde satılan lavman seti ile de bağırsak temizliği yapılabiliyor.
2. gün sabah 2 limonu sıkıyorsunuz. 1 litre suya 2-3 kaşık kaliteli bal karıştırıyorsunuz. 2. günden itibaren her sabah kalkar kalkmaz yarım çay bardağı bu limonatadan içiyorsunuz. 1 saat sonra her saat başı bir bardak su içiyorsunuz. Günlük 2-3 litre su içiliyor.
Her 4. günde; lavman seti ile veya İngiliz tuzu ile bağırsak temizliği yapıyorsunuz.
Sadece oruç tutmak yeterli değil elbette, sabah ve akşam 2 km yürümek gerekiyor.
Şifa orucu süresinde hızlı kilo verildiği için vücut metabolizma hızı yavaşlıyor. Yaklaşık olarak metabolizma hızı 1/3'e düşüyor. Yani su orucundan önce metabolizmanız günde 2 bin 400 kalori yakabiliyorken diyetten çıkarken bu rakam 700'lere iniyor. Bu sebeple, oruç esnasında ve sonrasında muhakkak surette, metabolizma hızını artıracak etkin spor faaliyetleri, ona uygun ve kesinlikle taviz vermeden uygulanan bir beslenme düzeni ve ilave metabolizma hızı artırıcı destekler -eczane veya diyetisyenlerden alınabilir- almak gerekiyor. Bunu yapmazsanız, verdiğiniz kiloları yeniden alıyorsunuz. En azından günlük spor ve yürüyüş bile yeterli oluyor ama sürekli yapılması ve bırakılmaması kaydıyla.
Su orucunun tek sakıncası var; eğer beyin olarak tam hazır değilseniz sıkıntılı bir süreç yaşayabilirsiniz. Dolayısıyla iyice ikna olmadan ve tam inanmadan yapılmaması lazım. İlk 3 gün ufak-tefek baş ve ayak ağrısı olabiliyor. Bu durumda zeytinyağı ile vücut masajı yaptırabilirsiniz.
s.ozarslan@zaman.com.tr
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
|