Atatürk www.turkishvision.com
Home | İletişim | Üye girişi EnglishEnglish | TürkçeTürkçe | DeutschDeutsch
Arama
Ana sayfa
Güncel
Forum
Forum Yorumlar
Duyurular
Ekonomi
Sağlık
Yaşam
Bilim & Teknoloji
Kültür & Tarih
Serbest Yorumlar
Şikayetler
Anketler
Komik
Fıkralar
Atom Santraline karşı imza kampanyası
Serbest yorum yaz
Duyuru yaz
Şikayet yaz
Sinop
Üye girişi
Üye ol
Şifremi gönder
Sayfayı öner
İletişim
Sponsorlarımız
Email
Kendimiz hakkında
Saturday, 11. September 2010
Kültür & Tarih

01.02.2009 20
Abdülhamid'in petrol kuyuları
Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerini yaşamaktadır; hem ekonomik olarak hem de toprak bütünlüğü açısından sıkıntılıdır. Bu ortamda işi şansa bırakmak istemeyen Sultan 2. Abdülhamid, Musul, Kerkük ve Bağdat başta olmak üzere ülkedeki petrol yataklarını özel mülkü haline getirir. Bu şekilde, petrol kaynaklarını korumaya alır. Daha sonra araştırmalar yaptırarak bölgenin bir petrol haritasını çıkartır.

Petrolün hâmisi Sultan Abdülhamid

Bir petrol kuyusu açmak için yüzlerce metre yerin altına inmek gerekiyor, hatta bu derinlik bazen bin metreleri buluyor. Durum böyleyken bundan yüz yıl önce 'petrol gölleri' denebilecek kadar yüzeyde petrol kuyuları bulunuyormuş. Bunu Sultan 2. Abdülhamid dönemine ilişkin yapılan araştırmalardan öğreniyoruz. Bundan daha önemlisi ise, "Osmanlı petrolün ne olduğunu bilmiyordu, bu yüzden zengin petrol yataklarının yer aldığı toprakları Batılı güçlere kaptırdı." yönündeki iddiayı tamamen çürütecek bir bilgi. Çünkü, bu bölgelere özel bir önem veren 2. Abdülhamid, Musul-Kerkük ve Bağdat'taki petrol yataklarının haritasını çıkarmış ve üzerine işletmeler kurmuştu. Onun bölgeyi korumak için bulduğu zekice yöntem ise bu toprakları özel mülk haline getirmesiydi. 1880 yılından başlayarak, tüm petrol yataklarını kişisel mülküne katan padişah, ancak 1908'de İkinci Meşrutiyet'in ilanı ile birlikte bunları Hazine'ye devreder. Doç. Dr. Arzu Terzi'nin hazırladığı, 'Bağdat-Musul'da Abdülhamid'in mirası Petrol ve Arazi' isimli çalışmada bu haritalar ilk kez yer alıyor. Timaş Yayınları tarafından çıkarılan kitapta, bu bölgedeki yataklar ve işletmelere ait pek çok fotoğraf da bulunuyor.

Düveli muazzama olarak anılan dönemin büyük güçlerinin Bağdat-Musul bölgesindeki petrole ilgisinin artmaya başlamasıyla, bölgedeki zengin petrol yataklarını içine alan önemli arazi parçalarının Osmanlı tarihinde ilk kez bir padişahın, Sultan 2. Abdülhamid'in şahsi mülkü haline getirilmesi aynı döneme denk gelir. Osmanlı hem maliyesi hem de toprak bütünlüğü açısından sıkıntılı günler yaşamaktadır. Ekonomik olarak dışa bağımlıdır ve girdiği savaşlarla da toprak kaybına uğramaktadır. Musul ve Bağdat'taki yer altı ve yer üstü zenginliklerinin önemine vâkıf olan ve bu toprakların siyasi önemini de göz ölüne alan Padişah 2. Abdülhamid işte bu sebeple bölgedeki petrol yataklarının korunması için özel bir çare arar. Bu toprakların hem toprak kaybından hem de yabancılara tanınan işletme imtiyazlarından etkilenmemesi lazımdır. Bunun için en ideal çözümü de, bu toprakları özel mülkü arasına katmakta. Bunu, 29 Nisan 1888 tarihli bir emlak-ı hümayun defterinden öğreniyoruz. Bu defterde 1880-81 yıllarından itibaren düzenlenmiş olan belgeler yer alıyor. Yine bu deftere göre, padişahın Osmanlı tahtında bulunduğu süre içinde emlak-ı hümayununa dahil edilen arazilerin yüzde 44'lük kısmı Bağdat ve Musul vilayetlerinde bulunuyor. Bu arazi, 17 milyon 770 bin 363 dönümü Musul vilayetinde, 6 milyon 235 bin 160 dönümü ise Bağdat vilayetinde olmak üzere toplam 24 milyon 5 bin 528 dönüm olarak belirleniyor.



Hem iç hem dış politika

Padişah'ın Musul ve Bağdat'taki zengin arazileri özel mülkü haline getirmesiyle, pek çok ülkenin bu araziler üzerindeki girişimleri de başlıyor. Ancak bu bölgeler padişahın özel mülkü olduğu için Almanya, Hollanda, Fransa başta olmak üzere pek çok ülkeden gelen teklifle bizzat padişah kendisi ilgileniyor. Hatta bu dönemde, güven telkin etmediği için Almanlarla yapılan bir sözleşme iptal edildiği için sıkıntılar yaşanıyor. Aynı süre içinde diğer devletlerden ümidini kesen Sultan 2. Abdülhamid, Japon hükümetinden petrol uzmanı isteyerek bu ülkenin dikkatlerini bölgeye çevirmeye çalışıyor. Bu bölgeyi durumdan habersiz olarak vermek bir yana uzun yıllar mücadele eden 2. Abdülhamid'in bu davranışının ülke içindeki politika açısından da başka bir yönü bulunuyor. Bu padişaha göre, bölge halkının büyük bir kısmını oluşturan ve yüzyıllardır bir türlü boyun eğdirilemeyen aşiretlerin boyun eğdirilmesi için de önemli bir yoldur. Bunu da içerideki karışıklıklara karşı bir politika olarak elinde bulunduruyor.

İskenderun'u kaybedince öğrendi

Sultan 2. Abdülhamid bu bölgelerdeki kıymetli arazileri özel mülküne almakla da kalmıyor. Bölgenin varlıkları, padişah mülküne geçtikten sonra yapılan araştırmalarla tüm değerleri tespit ediliyor. Bunun üzerine de gerekirse işletme imtiyazları da özel mülk haline getiriliyor. Petrolün önemine vakıf olan Sultan 2. Abdülhamid ve hazine bakanları sadece Musul ve Bağdat'taki arazilerle ilgilenmeyip, ülkenin çeşitli yerlerindeki petrol yataklarını yabancılardan önce ele geçirmeye çalışıyorlar. Bunun tek istisnası ise İskenderun petrolleri oluyor ve bu kaybın Padişah'a deneyim kazandırdığı belirtiliyor. Zira burası devlet mülkü iken yerli sermayedarlara çıkarma ve işletim lisansı veriliyor. Ancak bağlayıcı hükümlerin de zayıflığı nedeniyle kısa sürede bu yerli firmalar İngiliz ve Alman ortaklarına şirketi devrediyorlar. Bu olaydan sonra tecrübe kazanan padişah, sadece Musul ve Bağdat vilayetleri ile ilgilenmekle kalmıyor, Van gölü petrolleri, Yanya vilayetindeki Senice petrol madenleri ve Ferecik petrollerinin imtiyazlarını da Hazine-i Hassa Nezareti'ne alıyor.

Musul ve Bağdat vilayetleri üzerinde ısrarla duran Padişah 2. Abdülhamid'in bu bölgeleri özel mülkü haline getirmesinden sonra yine bu bölgeler için çıkardığı bir nizamname bulunuyor. Padişah, Musul vilayetindeki petrol yataklarının mülk ve işletme belgesini Şubat 1889'da, Bağdat vilayetindeki petrol yataklarının mülk ve işletme belgesini ise 19 Eylül 1898'de almış. Sultan 2. Abdülhamid'in Fransız maden mühendisi Jakraz'a hazırlattığı 'Musul vilayetindeki petrol yataklarının işletiminin modernleştirilmesi için yapılması gereken masrafları gösteren keşif defteri' de bulunuyor.

e.dolmaci@zaman.com.tr
EMİNE DOLMACI

Kaynak: www.zaman.com.tr ... »

18.11.2008 19
Atatürk'ün gözüyle Hz. Muhammed
Atatürk için Hz. Muhammed, esaret tanımamamın sembolüydü. Arap fistanı, sakal, şalvar, Yahudi geleneğinden aktarma takke ve Pavlus kilisesinden aktarma türbanın değil...

Reçete işte, Hz. Peygamber’i bu zihniyetle algılamada. Yani onu, zulmün, işgalin, emperyalist boyunduruğun karşısına dikilen iman ve dirayet sembolü olarak algılamada...

Atatürk, geleneksel ‘çıkara ve emperyalizme teslimiyet’ dini haline getirdiği sahte İslam yerine bu direnç ve özgürlük İsslamı’nı getirdi. Ornun öncülüğünü yaptı.

Batı emperyalizmi ile işbirliğini maharet gibi gösteren dinciliğin Atatürk’ten rahatsız oluşunun arka planında bu var.

Reçetenin fikir babası da uygulayıcısı da rehberi de Atatürk...

Atatürk’e karşı olduğunuz sürece bu reçeteden yararlanamazsınız. Yararlanamadığınız sürece de iflahınız mümkün olmaz...

Atatürk, 5 Ağustos 1920’de Pozantı Kongresi’nde yaptığı konuşmada ‘Peygamber’in esaret tanımayan dindar ümmetinin cihat ordularının öncüsü olmanın şerefiyle iftihar ettiğini’ dile getiriyordu. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 9/133)

Bugün, emperyalizm ile işbirliği kuran dincilik, Mustafa Kemal ve Müdafaai Hukuk öncülerinin seslendirdiği bu cihat anlayışını, ‘Haçlı ile kol kola girerek Atatürk mirasını yok etme mücadelesine’ dönüştürmüştür.

Cihat bu hale getirilmişse, camilerdeki namazlardan Kur’an’ı gönderen Allah değil, şeytan memnun kalacaktır.

Evet, Hz. Muhammed’in bağlıları dindarlar, esaret tanımaz, esaretle bir arada yaşamaz. Onlar bilir ki, Hz. Muhammed, her şeyden önce, Müslümanların bağlarını, bukağılarını parçalayan, onları özgürlük ve efendiliğe doğru kanatlandıran bir öncüydü.

Kur’an, Hz. Muhammed’i böyle tanıtıyor:

Prangaları kıran rehber…

Lütfen, Âraf Suresi’nin 157. ayetini Türkçe bir mealden bir kez daha okuyun. Tercihen, Yaşar Nuri Öztürk’ün Türkçe Meali’nden okuyun. Ama sakın, Kur’an’ı İncilleştirenlerin yaptıkları ‘Ilımlı İslamcı’ yani işbirlikçi meallerden okumayın.

Onlar bu Kur’ansal gerçeklerin üstünü bir biçimde örtüyorlar.

Senelerce “Kur’an’ın Türkçe tercümesi olmaz, Arapçasını okuyup sevap alın” diye dayattılar. Bu dayatma kırılıp aşılınca da Kur’an’ın Meallerine musallat olup onu İncilleştirmek veya Haçlı ile işbirliğini okşayan kitaba dönüştürmek üzere operasyonlara başladılar.

Şunu da burada bildirelim:

Cennetmekân Elmalılı Hamdi’nin meal ve tefsiri de İncilleştirme operasyonunun içine alınmıştır.

GAZİ VEYA MÜSLÜMANLARIN MİLİTAN LİDERİ

Batılı emperyalistler Kurtuluş Savaşı sırasında Atatürk’e şu adı koymuşlardır:

‘Müslüman dünyanın militan lideri’ (Atatürk’ün Bütün Eserleri, 8/115)

Batı onu böyle görüyordu. Ve esaret tanımayan ümmetin dindar evlatları da onu böyle görüyor, ardından gitmeyi gurur biliyorlardı.

Ama aynı günlerde onu tam tersi bir gözle gören, mandacı-teslimiyetçi mürteci dinciler onun idamına ferman çıkarmışlardı. Ferman ve fetva.

‘Müslümanların militan lideri’ özgürlük savaşçısı için, esaret tanımamanın kutsal bir modeli vardı:

Hz. Muhammed.

Milleti tarafından ‘İslam’ın Halaskârı Gazi’ unvanıyla yüceltilen Mustafa Kemal, ‘esaret tanımamanın sembolü’ bildiği Peygamberi’nin en büyük mucizelerinden biri olarak da onun, ‘İslam’ın kader savaşı’ diye tanıttığı özgürlük savaşını, Bedir Harbi’ni gösteriyordu.

O Bedir Harbi ki, İslam’ın büyük vicdanı Mehmet Akif Ersoy (ölm. 1936) tarafından Çanakkale Savaşı ile aynı mâna ve önemde görülmüştür.

Ve o Çanakkale Savaşı ki, İslam’ın bir başka büyük vicdanı ve Akif’in sanat ve kader arkadaşı olan Muhammed İkbal (ölm. 1938), o savaşı veren Anadolu çocuklarının kanlarından bir damlayı “Hz. Peygamber’e sunulabilecek hediyelerin en mukaddesi” olarak tanıtıyor.

Çanakkale’yi geçilmez kılan erlerin, Kur’an dini açısından yerlerine ve önemlerine dikkat çekerken şöyle diyor Mehmet Akif:

“Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor tevhidi,

Bedr’in arslanları ancak bu kadar şanlı idi.”

Son dönemde aruzu en iyi yazan şairlerimizden biri olan rahmetli Ali Ulvi Kurucu (ölm. 2002), İkbal-Akif beraberliğinin bu muhteşem yanına dikkat çekmek için olacak, İkbal’in hatırasına saygısını ifade eden şiirinde ona şu anlamlı dizeyle hitap etmiştir:

“İçin tesnîm ve kevserden bizim Akif’le cennette!”

O halde, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nın hatırası ve hakikatinden yürüyerek, cennetteki İkbal-Akif beraberliğine, onlara o mısraları yazdıran savaşların kumandanı Mustafa Kemal’i de ekleyerek biz de şöyle diyebiliriz:

“İçin tesnîm ve kevserden, üçünüz kol kola cennette!”

Allah ile aldatan Ilımlı İslam dincileri , bunu anlamak ve bundan yararlanmak yerine, sırtını Haçlı kodamanlara dayamış, yıllar ve yıllardır Batı gizli servislerinin Atatürk’le Müslümanların arasını açmak için ürettiği sloganları tekrarlayıp duruyorlar.

Yazıklar olsun!

Dindar insanlarımızın bu gerçeği göz ardı etmemelerini, geleceğimiz bakımından hayatî önemde görmekte ve gereğini yapmayı bir onur borcu bilmekteyiz.

Kaynak: www.hurriyet.com.tr ... »

18.11.2008 18
Millet aldatılıyor!
Siyaset dincileri insanımızı yıllardır, Allah ile aldatıyor.Bu aldatmanın ne anlama geldiğini bu millet artık görmüş olmalıdır.

Allah ile aldatmanın açtığı boşluk, zarar bakımından ondan asla geri kalmayan bir başka tehdit yaratmıştır:

Sahte dinin açıklarını bahane eden inkârcı aldatma.

Bu ikinci aldatmanın açtığı yaralar, birinciden hiç de geri kalmamaktadır.

Bu ülke için en büyük tehlike ve tehdit, andığımız bu iki başlı aldatmanın ortaklaşa yarattığı tahriptir.

Bunun çaresini ivedilikle bulmamız gerekir.

Bu tahrip hem ülkeyi felakete götürüyor hem de dinimize, ruhsal hayatımıza kötülük ediyor. Kötülüğün boyutlarını büyüten olgulardan biri de şu:

Bu tehdit içerideki dinci odaklar tarafından değil, Türkiye üzerinde asırlık emelleri olan Haçlı odaklar tarafından kotarılıyor.

Haçlı odaklar habire sahte İslamlar yaratarak dinden nefreti hızlandırıyor. Bunun sonucu, inkârcılığın tasallutu oluyor.

İslam'dan nefreti hızlandırmada siyaset dincileriyle Hıristiyan Batı güçleri tipik bir beraberlik sergiliyorlar. İlginç bir ortak kotarım içindedirler.

ABD, AB, AKP ittifakı bu ortak kotarımın ürünüdür.

Dışarıdakiler strateji belirliyor, AKP içeride uyguluyor.

Siyaset dinciliğinin bu milleti ve bir ölçüde tüm Müslümanları Allah ile aldatmasının en çarpıcı göstergeleri imam-hatip meselesi ve türban tartışması ile ilgili oyunlarıdır.

İmam-hatip okullarını mahveden ve milletin göz bebeği olmaktan çıkarıp Cumhuriyet, çağdaşlık ve aydınlık için bir problem haline getiren, siyaset dinciliğinin ta kendisidir.

Bu okullardan yetişip gelen ve sonuçta 29 yıl ilahiyat fakültesi hocalığı, dokuz yıl ilahiyat fakültesi kurucu dekanlığı yapmış bir Anadolu çocuğu olarak söylüyorum:

İmam-hatipler, bilgi (din bilimleri ve Arapça) bakımından tam bir yetersizlik içine itilmişlerdir. Siyaset dinciliği, bu okullarda ilmi en yüce değer olmaktan çıkarıp onun yerine kendisine sadakati koymuş bulunuyor.

Hiç kimse bunu inkâr veya tevile kalkmasın.

Millet bu okulları, yetkin din görevlisi ve din âlimi yetişsin diye açtı. Siyaset dinciliği ise bu okulları esas gayenin dışına çekip kendi siyasal çıkarlarına âlet etti.

İslamî hassasiyet ve Müslüman vicdanı böyle mi olur?

Eğer adına siyasal İslam dedikleri hareket, bu okulları siyasetin ve sokak kavgalarının dışında tutma akıl ve onurunu gösterebilseydi, kendisi açısından da en etkili ve yararlı siyaseti üretmiş olurdu.

Ama nerede?

Siyaset dinciliğinin inat, hırs ve küçük hesapları akıl ve feraseti daima boğmuştur.

Ve boğmaya devam etmektedir.

Böylesine tutarsız ve bencil zihniyetlerin Allah-İslam-iman diye bir meselelerinin olduğuna nasıl inanacağız?

Kaynak: www.hurriyet.com.tr ... »

11.11.2008 17
Atamızı saygı ve sevgiyle anıyoruz!
... izindeyiz!
"ULU ÖNDERİMİZ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü, SADECE SEMBOLLERLE DEĞİL, ÇİZDİĞİ YOLDAN GİDEREK, ESERLERİNİ, DÜŞÜNCELERİNİ BENİMSEYİP, UYGULAYARAK BÜYÜK SAYGI VE SEVGİYLE ANIYORUZ.

''BU AHVAL VE ŞERAİT İÇİNDE DAHİ'' VAZİFEMİZ ''TÜRK İSTİKLAL VE CUMHURİYETİNİ KURTARMAKTIR!''
Sayfalar: [1]  2  3  4  5  >>  
Kayıta git No.  
Top
İlanlar
Seyahat Acentası / Travel Agency
Sinop'da tek yetkili THY, ÖGER Türk Tur, Pegasus, SunExpress ve Anadolu Jet satış acentası!
Turkish AirlinesPegasus AirlinesAnadlouJetSunExpressÖger Tur Türk
Sinope Tours
Adres: Kıbrıs Cad. 3/A, 5700 Sinop
Tel.: +90 (368) 261 79 00
Fax: +90 (368) 261 08 10
Gsm: +90 (532) 744 12 60
Email: travel@sinopetours.com
Web: www.sinopetours.com ... »
Almanya vizesi için Almanca dil kursları!
ALMANYA VİZE YASASINDAKİ SON DEĞİŞİKLİĞE GÖRE AİLE BİRLEŞİMİ İÇİN ALMANYA’YA GİDECEKLERE ALMANCA İMTİHANI KAZANMAK ŞART

VİZE ALMAK İÇİN, Yeni Alman Vize Yönetmeliğine göre, aile birleşimi amacıyla Almanya’ya gidecek Türk Vatandaşları, öngörülen Almanca İmtihanını kazandıklarına dair belgeyi Almanya konsolosluğuna ibraz etmek zorundalar.

Bu konu ile ilg ... »
BILIYORMUYDUNUZ?
Sponsorlarımız:
Your name could be placed here!
www.your-domain.com or mail@your-domain.com ... »
Anketler
Sinop'ta veya Türkiye'de Atom Santrali yapılmasını istiyor musunuz?
Hayır
Emin değilim
Evet
Daha fazla ... »
Mustafa Kemal Atatürk
... is turkish vision!
Haftanın yorumu
Burada yorum yayınlamak istermisiniz?

Yorumunuzu (en fazla 500 simge) email veya iletişim formu ile gönderin bize, burada haftanın yorumu olarak 1 hafta süreyle yayınlayalım! Yorumlar bize ulaşım sırasına göre yayınlanacaktır.
Haftanın duyurusu
Burada duyuru yayınlamak istermisiniz?

Yapmak istediğiniz duyuru metnini (en fazla 500 simge) email veya iletişim formu ile gönderin bize, burada haftanın duyurusu olarak 1 hafta süreyle yayınlayalım! Duyurular bize ulaşım sırasına göre yayınlanacaktır.
Firefox is the best browser to view this site! Please promote Open Source Software Products!
Home | İletişim | Üye girişi
Ziyaretçiler: 1126075 (Bugün: 130)