|
"Türkiye'nin küresel güç olması hayal değil"
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Türkiye'yi gerçekten küresel bir güç olarak, büyük ekonomik güç olarak görmek bir hayal değildir" dedi. Cumhurbaşkanı Gül, Dünya Türk Girişimciler Kurultayı'nın Binbirdirek Sarnıcı'nda düzenlenen gala yemeğine katıldı.
Cumhurbaşkanı Gül, bu buluşmaya, Türkiye'nin gurur kaynağı olmuş büyük firmaları, müteşebbisleri, şirketleri, onların temsilcileri ve öncülerinin yanı sıra dünyanın büyük şirketlerinin başına geçmiş Türk profesyonelleri ile herkes için gurur kaynağı olmuş çok değerli şahsiyetlerin katıldığını ifade ederek, ayrıca dünyanın dört bir yanında kimsenin gidemediği yerlere giden, uğraşan, belki bugün küçük olup yarın çok büyük olacak firmaların temsilcilerinin de bu buluşmada yer aldığını anlattı.
Gül, "Dolayısıyla bu buluşma hepimiz için gurur vericidir. Bu toplantıyı en güzel şekilde ifade eden; afişlerde de gördüğüm 'Küresel güç Türkiye' tabiri, aslında gerçekten gerçekleşmektedir. Bu, belki bir zamanlar bizim hayalimizde olan bir şeydi, ama bugün bu gerçekleşmektedir. Bir zamanlar ölçeğimiz küçüktü. Büyük projeler ortaya çıkınca, 'Ortadoğu'nun en büyük projesi', 'Balkanlar'ın en büyük kuruluşu' gibi takdim ederken, şimdi artık 'dünyanın en büyük projeleri', 'dünyanın en büyük olayları' gibi ifade edebileceğimiz büyük ölçekli artık hareket etmektedir Türkiye. O açıdan Türkiye'yi gerçekten küresel bir güç olarak, Türkiye'yi yeni ortaya çıkan büyük piyasalar, büyük ekonomik güç olarak görmek bir hayal değildir. Tam tersine bu gerçektir" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, bütün bunların Türkiye'yi, Türkiye evini çok güçlü hale getirdiğini, önü görülebilir, yatırım yapılabilir, hesap plan yapılabilir, güvenli bir ülke yaptığını vurgulayarak, "İnsanlar milyonlarca dolarlık değerlerini, paralarını getirip Türkiye'ye yatırırken, Türkiye'nin geleceğine, Türkiye'ye ve hukuk sistemine güvendikleri için bunu yapmaya başlamışlardır. Sadece Türkiye Cumhuriyeti tapusu kağıdına güvendikleri için milyarlarca dolar bu ülkeye getirilip, bu ülkeye emanet edilebilmekte ve buraya yatırılabilmektedir" şeklinde konuştu.
Bunların Türkiye'yi büyük yapan unsurlar olduğunu, ancak daha yapacak çok şey bulunduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Gül, bunların yine el birliği içinde yapılacağını, devletin yapacaklarının ayrı, özel sektörün yapacaklarının ayrı olduğunu kaydetti.
"Her ülkede Türk izi var"
Gül, gittiği ülkelerde bazı büyük projelerin Türk müteahhitleri ve iş adamları tarafından gerçekleştirildiğini görmekten büyük gurur duyduğunu belirterek, "Neredeyse hangi ülkeye gidersek o ülkede bir Türk izi var" dedi.
"Bugün artık ülkeleri güçlü yapan, o ülkenin müteşebbisleri, iş adamları, girişimcileridir" diyen Cumhurbaşkanı Gül, devletin bugünkü fonksiyonlarının belli olduğunu ve bu fonksiyonları en iyi şekilde yerine getirmenin çok büyük bir başarı olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, bunların yapılması gereken şeyler olduğunu, Türkiye'nin de bunları yaptığını ve yaptıklarını daha da ileri götürme konusunda kararlı olduğunu vurgulayarak, bununla ekonomik, siyasi alandaki reformları kastettiğini kaydetti.
Bunlar gerçekleştirildikten sonra gerisinin iş adamlarına kaldığını, onlar ne kadar başarılı olurlarsa Türkiye'nin de o kadar çok başarılı olacağını, onlar ne kadar çok üretirse Türkiye'nin de o kadar çok büyük bir üretim merkezi haline geleceğini anlatan Cumhurbaşkanı Gül, "Ne kadar çok satarsanız, devlet adamları da çıkıp ihracat rakamlarıyla o kadar övünecektir. Onun için el birliği içerisinde inanıyoruz ki çok daha büyük işler başarılacaktır" diye konuştu.
Gül, Cumhurbaşkanı olarak daima özel sektöre öncelik verdiğini, gerek gezilerinde olsun, gerek ülke içerisindeki faaliyetlerinde olsun iş adamlarını yakından takip ettiğini ve onlarla beraber olmaktan da daima gurur duyduğunu belirtti.
Kaynak: www.cnnturk.com ... »
Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesi Fransa'da Türkiye karşıtlığı yeniden hortladı
Ankara’nın, sadece geçtiğimiz hafta NATO’nun askeri kanadına “yeşil ışık” yaktığı Fransa’da Avrupa Parlamentosu seçimi öncesi ve ABD Başkanı Barack Obama’nın açık desteğini ifade etmesinin ardından Türkiye’nin AB üyeliği karşıtlığı yeniden hortladı.
Haziran ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri kampanyasının “Türkiye sorunu” ile açıldığına da dikkat çekiliyor.
Fransa’da Avrupa Parlamentosu seçimi öncesi Türkiye’nin AB üyeliği konusunda ABD Başkanı Barack Obama ile Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy arasında geçen sözler, Fransa basınında geniş bir biçimde yer alıyor. Bu arada, Haziran ayında yapılacak AP seçimine ilişkin kampanyada “Türkiye’nin AB üyeliği”nin yeniden en çok tartışılan konulardan biri olacağı şimdiden belli oldu.
-“SARKOZY ŞARABINA SU KATMIŞ ANCAK ŞİMDİ TÜRKİYE’Yİ TARTIŞMAYA HAZIR”-
Le Figaro gazetesi, Cumhurbaşkanlığı sarayını kastederek “L’Elysee, Türkiye’nin üyeliğini tartışmaya hazır” başlığını kullandığı haberinde Sarkozy’in görevini üstlendikten sonra Türkiye’ye ilişkin tutumunu yumuşattığını belirterek “Sarkozy, cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra şarabına su kattı. Sarkozy, reddini korudu ama yöntemlerini yumuşattı” ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanlığını üstlendikten sonra Sarkozy’nin BM Genel Kurulu toplantıları sırasında iki defa Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile buluştuğuna dikkat çeken gazete, Sarkozy’nin devam eden üyelik müzakerelerine, belirleyici başlıkların açılmadığı sürece karşı çıkmayacağı güvencesini verdiğini belirtti.
-“SARKOZY TÜRKİYE’Yİ AKDENİZ BİRLİĞİNE KATILMAYA İKNA ETTİ”-
Nicolas Sarkozy’nin ayrıca Türkiye’yi Akdeniz İçin Birlik’e katılmaya da ikna ettiğini anımsatan gazete, Fransa Anayasası’nın, Türkiye’nin üyeliğinin referanduma konulması zorunluluğuna ilişkin bir uzlaşının da varıldığına işaret etti.
Le Figaro, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın “Türkiye’nin üyeliğine ilişkin tartışmaların yeniden başlaması, bizi hiç de rahatsız etmiyor. Cumhurbaşkanı, Pazar günü Barack Obama ile mutabık olmadığını teyid etti” yolundaki açıklamasına dikkat çekerek Sarkozy’nin, Obama’nın dediğini yapan biri olmadığını kanıtlamaya çalışacağını vurguladı.
-“İKTİRDARDAKİ UMP ÜYELERİNİN BÜYÜK ÇOĞUNLUĞU TÜRKİYE’YE KARŞI”-
Bu arada, gazete diğer bir haberinde “AP seçimi: kampanya Türk sorunu ile açılıyor” derken Fransız politikacılarının Başkan Obama’nın Türkiye’ye desteğini eleştiren açıklamalarının çoğaldığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin geçen Pazar günü “Ben her zaman bu üyeliğe karşı çıktım ve çıkmaya devam ediyorum” sözlerinin ardından, iktidardaki UMP’nin grup başkanı Jean-François Cope de “Grup, çok büyük bir çoğunlukla Türkiye’nin Birliğe katılmasına karşı” dedi.
-LE PEN’DEN SARKOZY’YE “TÜRKİYE” ELEŞTİRİSİ-
Ulusal Cephe lideri Jean Marie Le Pen, Sarkozy’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerinin sürmesine izin verdiği gerekçesiyle eleştirirdi.
Bu arada, ana muhalefet partisi Sosyalist Parti’nin ise, bu konuda birlik ve beraberlik gösterisini yaptığını belirten Le Figaro, SP üyesi Vincent Peillon, Cumhurbaşkanlığı sarayının açıklamasını “sorumsuzluk” olarak nitelerken, “Önceden istemiyorum demek çok ağır bir tarihi sorumluluğu üstlenmek anlamına geliyor” dedi.
-SOSYALİST PARTİ TÜRKİYE’Yİ SAVUNDU-
Kasım 2008’den beri SP Genel Sekreteri olan Martine Aubry ise, Fransa’nın AB Başkanlığı sırasında Türkiye’nin katılım sürecine karşı çıkmayan Sarkozy’nin şimdi bu yönde bir açıklama yapmasını “şaşkınlıkla” karşıladığını belirterek, “Türkiye’nin Avrupa’ya katılım yolunun devam ettirilmesinden yana olduğunu” söyledi.
Buna karşın Aubry, Ankara’nın, başta “Ermeni soykırımı” olmak üzere, Avrupa’ya taahhütlerini yerine getirmesi gerektiğini savundu.
Kaynak: www.abhaber.com ... »
El Kuds El Arabi:Türkiye'ye yönelik Avrupa faşizmi
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik sert muhalefetini ortaya koydu ve Almanya Başbakanı Angela Merkel de bu tutumunda kendisine eşlik etti.
Bu durum AB'yi laik Türkiye'nin doğal yeri olarak görmüş modern Türkiye'nin kurucusu Kemal Atatürk'ün metodunu destekleyen Türk liberalleri sıkıntıya düşürecektir.
Bu sert Fransız-Alman tepkisi, ABD Başkanı Barack Obama'nın Avrupa-Amerikan zirvesine katıldığı sırada ve ilk İslam ülkesine yönelik ziyareti için Ankara'ya yönelmeden önce İslam dünyasına olumlu mesaj vermek için Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesi sonrası geldi.
Türkiye'nin AB üyeliğine yönelik Fransız ve Alman itirazları, Türkleri nüfusları 75 milyona vardığı için üyeliklerinin onları AB içinde büyük bir kütle haline getirecek olması gibi kırılgan gerekçeler üzerinde yoğunlaşıyor. Oysa endişe esasında Türklerin İslam dinine mensup olmasının 'Hıristiyan' Avrupa kulübünde 'Müslüman' çoğunluğun yer etmesini sağlamasından kaynaklanmaktadır.
Yunanistan gibi başka bazı Avrupa ülkelerince desteklenen bu Fransız ve Alman tutumları skandal bir çifte standart içeriyor. Çünkü Türkiye üye bütün Avrupa ülkeleriyle yan yana duran bir NATO paktı üyesi. Fakat bu ülkenin NATO'ya katılması ve gerektiğinde savaşlara girmesi de dahil askerî bütün sorumluluklarını taşımasının helal, ancak ekonomik yararların olduğu AB'ye girmesinin haram olduğu açık.
Türkler AB üyeliğinden tamamen mahrum bırakılmalarının faşist ve dinî sebeplere dayandığını çok iyi biliyorlar. Çünkü Polonya, Romanya ve Bulgaristan gibi düne kadar karşıt Varşova Paktı üyesi olmuş ülkeler, Türklere dayatılan taciz edici şartlar olmaksızın kolaylıkla AB'ye girdiler.
Peşi sıra gelen Türk hükümetleri AB'nin ülkelerinin birliğe katılması için öngördükleri bütün mazeretleri ortadan kaldırdılar. İdam cezası kaldırıldı, işkence ve gelişigüzel tutuklamalar da dahil insan haklarıyla ilgili uluslararası bütün anlaşmaları üstlendi, demokratik seçeneği derinleştirdi. Hatta iş iktidardaki İslamcı Türk AKP'nin zinayı ve cinsel aykırılığı suç saymaması derecesine kadar vardı. Bununla birlikte şu ana kadar üyelik talebi kabul edilmiş değil. Sarkozy ve Merkel'in bu üyeliği reddeden açıklamaları kapıları tamamen kapatması yönünde geldi.
Bu faşist Avrupa tutumlarının Türkiye'nin kendi İslam coğrafyasına dönüşünü ve özellikle de Ortadoğu bölgesinde güçlü bölgesel bir aktör olarak rolünü yeniden almasını isteyen İslamcı akımlara yarayacağı kesin. Görünen o ki başka laik ve milliyetçi gruplar Atatürk'ün ülkesinin güçlü müttefikleri olarak bel bağladığı Avrupalıların kendilerini aldatması sonrası aynı kanaate ulaşmaya başladılar.
Avrupalılar Türkiye'ye ve laik akımlarına karşı büyük bir yanlış yapıyorlar, genelde Türklere, özelde ülkelerinin laik kimliğini korumak ve halihazırdaki hükümetin İslamî eğilimlerine direnmek için Ankara ve İstanbul sokaklarında gösteri yapanlara yanlış bir mesaj gönderiyorlar.
Bu ikiyüzlü ve çifte standart Avrupa tutumları iktidardaki AKP'nin parlamentoda çoğunluğu elde etmesine, cumhurbaşkanlığı ve başbakanlığı tekeline almasına kendisini ehil kılan büyük çoğunluğu kazanmasına yol açtı.
Londra'da Arapça yayımlanan El Kuds El Arabi gazetesi, başyazı, 6 Nisan 2009
Kaynak: www.abhaber.com ... »
"İstemeseniz de büyük güç olacaksınız"
Dünyaca ünlü stratejist Dr. George Friedman Türkiye ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu
Uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeo-stratejist Dr. George Friedman, Türkiye’nin istikrarsız bir bölgede büyük bir istikrar adası ve olağanüstü büyük ticari ve askeri güç olduğunu belirterek, "Ben Türkiye’ye baktığımda büyük bir oyuncu görüyorum. Siz bu bölgeyi şekillendirebilecek ama bunu istemeyen bir güçsünüz. Ama artık bu Türkiye’nin direnebileceğinin ötesine geçmiş durumda" dedi.
İş Yatırım Menkul Değerler’in düzenlediği "Geniş Açı" toplantısına konuk olan Friedman, İş Kuleleri’nde "Yeni dünya düzeni ve yeni dönemde Türkiye’nin ekonomik ve politik konumu" konulu konferans verdi.
2008 yılının ekonomik ve jeopolitik açıdan bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan Friedman, bu yılın iki önemli olayının finansal kriz ile Rusya-Gürcistan savaşı olduğunu söyledi.
"Borcunuz varsa mal varlığınızı nakde çevirirsiniz, devletler de bunu yapar" diyen Friedman, mali yükümlülükleri ekonomilerinin hacminden büyük olan ülkelerin kaybedeceğini, ancak elinde net değerler olan, ekonomik tabanı geniş ülkelerin bu şekilde krizden çıkacağını kaydetti.
"Bu durum bizi ulus devletlere götürür" diyen Friedman, Avrupa Birliği’nin (AB) bugüne kadar nereye gittiğini anlayamadığını, bu ülkelerin küresel krizle ilgili toplandıklarında ortak bir plan yapmayı reddettiklerini söyledi.
Friedman, "Burada mantık herkesin önce kendini kurtarması. Türkiye için de aynı şey söz konusu oldu. Bütün uluslararası kuruluşların çökmesi, IMF, Dünya Bankasının bununla başa çıkmaktan uzak olması, kimsenin bu çöküşü görememesi başarısızlık. Avuçta ulus devlet kaldı bir tek çözüm olarak" diye konuştu.
Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesine de değinen Friedman, ABD’nin Irak ve Afganistan’daki durumunu değerlendiren Rusya’nın fırsat penceresinin açıldığını gördüğünü, müdahale edecek kaynağı olmayan ABD’nin NATO’dan bir pozisyon almasını istediğini, ancak bunu Almanya’nın engellediğini anlattı.
Friedman, Almanya’nın Rusya’nın enerji kaynaklarına yüksek oranda bağımlı olduğuna dikkati çekerek, "Almanya ulusal çıkarını takip ederek yapılacak bir hareketi engelledi. Bu olaylar 2 büyük uluslararası kurumun çöküşüydü. Birine siz üyesiniz (NATO) ötekine ise (AB) niye üye olmak istiyorsunuz anlamıyorum. Bu iki olay krizle ilgili önemli olaylardı ve Türkiye’yi de etkilemiştir. Türkiye AB üyeliğini kendisini daha güçlü hale getireceğini düşünerek istemiştir. Bugün artık bütün ülkeler olduğu gibi Türkiye de kendi başınadır. Ben Türkiye’nin son 5 yılda ekonomideki değişime bakınca, AB’ye üye olsaydı bu kadar başarılı olacağını düşünmüyorum. Bütün bunların sonunda AB’ye üye olmak istemenin faydasının ne olacağını çok net göremiyorum" dedi.
"Türkiye kim?" sorusunu soran Friedman, Türkiye’nin dünyanın 17. büyük ekonomisi olduğunu, çok önemli bir askeri gücünün bulunduğunu, konuştuğu pek çok kimsenin "laik-dinci mücadelesinin bölebileceği" düşüncesine karşın, birlik halinde bir ülke olduğunu söyledi. Friedman, "Türkiye istikrarsız bir bölgede büyük bir istikrar adası ve olağanüstü büyük bir ticari, askeri ve güvenli güç. Türkiye’nin gücünün nereye bakarsak oraya doğru arttığına da şahit oluyoruz. Türkiye’nin faal olduğu 4 alan var; Arap bölgesi, Balkanlar, Kafkasya ve Kuzey Afrika. Birçok bölgede Türkiye’nin daha faal, kendini ifade eden ve olayların içinde olduğunu gördüm" diye konuştu.
ABD ve Türkiye’nin bu bölgede karşılıklı çıkarlarının bulunduğunu vurgulayan Friedman, odaklanılması gereken yerin Arap yarımadası olduğunu, ABD’nin bölgeden çekileceğini ve burada başka bir maceraya girmeyeceğini söyledi.
"TÜRKİYE KRİZDEN DAHA GÜÇLÜ ÇIKACAK"
George Friedman, şöyle devam etti:
"Bölge zayıf, kırılgan ve Türkiye’nin arka bahçesi. Irak’taki gelişmeler Türkiye’yi ilgilendiriyor, çünkü güney sınırının nasıl şekilleneceğini belirleyecek. Zaten yaptıklarınızla da şu anda bölgesel güçsünüz. Bu gücü sınırlı, akıllı, mantıklı şekilde kullanıyorsunuz. Siz kimsiniz? Türkiye kim? Türkiye bu ekonomik krizde gayet iyi gitti. Özellikle bazı ülkelere göre. Avrupa ülkeleriyle kıyas bile kabul etmez. Bankacılık sisteminiz güçlü. Siz krizden daha güçlü çıkacaksınız. Halen çok büyük bir askeri gücünüz var. Ekonomik açıdan hem kendi gücünüz var hem de ticari ilişkileriniz güçleniyor."
Türkiye’nin siyasi, askeri ve diplomatik açıdan son derece önemli kararlar alması gerektiğini savunan Friedman, "Türkiye bununla yüzleşmek istemiyor ama yüzleşmek zorunda. Irak’taki boşluk, Suriye, bunların geleceği, relatif zayıflığı, bunlar doğrudan Türkiye’nin güvenliğini ve ticari geleceğini etkiliyor. Özellikle Irak, aynı zamanda çözüm de üretiyor. Türkiye son derece ciddi biçimde Rusya’ya enerjide bağımlı. Türkiye çok dikkatli bir biçimde güney petrolüne bağımlı olmamayı tercih etti. Çünkü diğerleri daha istikrarlı görünüyordu. Ama Türkiye Almanya’nın konumuna geldi" diye konuştu.
Güney petrollerine erişimin Türkiye için zorunluluk olduğunu vurgulayan Friedman, şunları kaydetti:
"Güneye gitmek için ekonomik ve siyasi nedenleriniz var. Bir sefer bölge zaten sizin arka bahçeniz. Türkiye hükümetinin politikası nedir bilemem, ama siz güneye gideceksiniz çünkü buna mecbursunuz. Bunu yapmazsanız Rusya’ya bağımlı olacaksınız. Kendi çıkarlarınız güneye gitmeye sizi itecek.
Ben Türkiye’ye baktığımda bölgesinde büyük bir oyuncu görüyorum. Siz bu bölgeyi şekillendirebilecek ama bunu istemeyen bir güçsünüz. Ama artık bu Türkiye’nin direnebileceğinin ötesine geçmiş durumda. Etrafınızda oluşmuş güçler, güç dengeleri Türkiye’yi buna zorlayacak ve Türkiye bu yönde hareket edecektir. Türkiye’nin büyük bir güç olacağını söylüyorum kitabımda da."
"GAZETECİLER GÜLDÜLER AMA SÖYLEDİKLERİME DIŞARIDA KİMSE GÜLMÜYOR"
Friedman, ABD’nin ekonomik ve askeri açıdan dünyanın en büyük gücü olduğunu, Rusya’nın çökeceğini, Çin’in de büyümesinin sınırlarına ulaştığını dile getirerek, şu görüşleri ifade etti:
"Önümüzdeki 40 yıl içinde yeni güçler ortaya çıkacak. Bunlar Avrasya’nın çevresindeki ülkeler olacak. Bunlardan biri Japonya. Japonya’nın mükemmel bir ekonomisi var. Bir diğer ülke Polonya. Bir tarafında Rusya diğer tarafında Almanya olan Polonya, bu ülkelerin bir araya gelmesini durdurabilecek tek ülke. Güney Kore gibi ABD’nin stratejik ortağı olan Polonya, Fransa ve Almanya’nın dinamizmini kaybettiği Avrupa’da ortaya çıkacak yeni güç olacak. Bir diğer ülke var o da Türkiye. Zaten şu anda bir güçsünüz, 30-40 yıl sonrasına baktığımızda çok önemli bir güç olacağınızı tahmin etmek güç değil.
Söylediklerimin çoğunu Osmanlı İmparatorluğundan hareketle söyledim. Türkiye her yöne genişliyor ve etrafında çok zayıf güçler var. Bu güçler bu genişlemeyi engelleyemiyorlar. Osmanlı İmparatorluğu tarihi, bir pragmatizm tarihidir. Gelecek yıllarda stratejik kararlar almalı Türkiye, ’Irak ne yapacak?’, ’Türkiye petrolü nereden bulacak?’, ’Kafkasya’daki ilişkilerimiz ne olacak?’. Bütün bu soruların beklemeye tahammülü yok. Böyle bir lüksünüz yok. Bunları yanıtlamak zorundasınız. Burada görüştüğüm bütün gazeteciler güldüler, Türkiye’nin bu kadar güçlü olacağı fikri onlara komik geldi. Ancak ben bunları dışarıda konuştuğumda kimse gülmüyor. 2003’ten, ABD’ye ’hayır’ dediğinizden beri herkes gayet iyi biliyor ki Türkiye hem son derece önemlidir hem de sadece bir uydu gibi görülebilecek bir ülke değil. Türkiye dünyaya kendi açılımını yapıyor. ABD açısından Türkiye ile uyumlu olmak çok önemli. Irak’a, Afganistan’a, Kafkaslar’a lojistik destek, İranlılar’ın Irak’a etkisini engellemek, Suriye’ye yeni bir kapı açmak. ABD’nin bir ülkeden yardım istemesi her ülkeye nasip olmaz, ancak çok güçlü pozisyondaki ülkelerde olur. En büyük paradoks, bu güce inanmakta en çok zorlananlar Türklerin kendileri. Ama bu da geçer, liderlikle, ortamın ilişkileriyle bu da değişir.
Önümüzdeki yıllarda zorlu kararlar alacaksınız ve buna direnemeyeceksiniz. Bir ABD’li olarak ben bu büyük bölgesel güçle ittifaka çok sıcak bakıyorum. ’Türkiye değilse kim?’ diye sormak istiyorum. Biz buraya yakın bir gelecekte tekrar gelmek istemiyoruz."
DAVOS’TAKİ OLAYA TEPKİLER
Soruları da yanıtlayan Friedman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la görüşüp görüşmediği sorusuna, "Başbakan’la konuşmadım, Ignatius’la (Davos’taki moderatör David Ignatius) konuştum. Olaydan 1 hafta sonra hala kendine gelememişti" dedi.
Davos’taki tartışmada Erdoğan’ın tavrını akıl dışı bulmadığını dile getiren Friedman, "Ama ben başka bir şeyle ilgileniyorum. Ekvador Başbakanı bunu yapsaydı dünya bununla ilgilenir miydi? Küçük bir ülkenin başbakanı bunu yapsaydı dünyanın başkentleri bununla ilgilenmezdi, ama herkes bunu konuştu. Sovyetler Birliği döneminde de Kremlin’i böyle anlamaya çalışırdık. Dolasıyla bunu da böyle anlamaya çalıştı herkes" diye konuştu.
Türkiye’deki "laik-antilaik çatışmasına" ilişkin bir soru üzerine de Friedman, "Türkiye’ye baktığında başka ülkelerdeki din-laiklik tartışmalarından başka bir şey görmüyorum. Başka ülkelerde de bu sorunlar yönetiliyor. Çözülüyor demiyorum, ama bütün bu süreç içinden geçerek yaşamımızı sürdürüyoruz. Ben Türkiye’nin bu anlamda dengesini kaybedeceğini düşünmüyorum. Osmanlılar hep bu denge unsuruyla varlıklarını sürdürmüşler. Bu tabii dışarıdan bakan, ülkenize hayran olan bir kişi olarak benim görüşüm" yanıtını verdi.
"Kürt meselesi" ile ilgili bir soru üzerine de Friedman, Bu sadece Türkiye ile değil İran ve Irak’la da ilgili bir konu. Böyle bir konu kolay çözülemez. Irak için en üst olabilecek, bölgesel bir otonomi olabilir" dedi.
Kaynak: www.milliyet.com.tr ... »
Türkler tarih sahnesine imparatorluk olarak dönecek
ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, Türkiye'nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hâkimiyet sağlayacağını söyledi..
Bu iddiayı ortaya atan kişi sıradan bir kişi olsaydı, bu gazetede elbette görüşlerine yer verilmeyecekti. Ama Türkiye'nin yeniden imparatorluk kuracağını öngören bu kişi, ABD'nin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Stratfor'un başındaysa ve kişi ABD Savunma Bakanlığı'na yakınlığı ile biliniyorsa söylediklerine biraz kulak kabartmak lazım. Ünlü stratejist George Friedman, 2040 yılına kadar Türkiye'nin bölgesinde tek süper güç olacağını ve eski Osmanlı toprakları üzerinde yeniden söz sahibi olacağı öngörüsünde bulunuyor.
TÜRKİYE DOĞAL LİDER
"Türkiye'nin eski Osmanlı coğrafyasında kuracağı egemenliğin izlerini şimdiden görebilirsiniz" diyen Friedman, "Süreç zaten başladı. Eğer İslam coğrafyasına bakarsanız, Türkiye'nin bu ülkelerdeki ağırlığının giderek arttığını görebilirsiniz. Bölgeyi domine etmeye başladı bile. Balkanlar'da ise Arnavutluk ve hatta Sırbistanla ilişkileri gelişiyor. Kafkasya'da ise Gürcistan ve Azerbaycan ile güçlü bir ittifak kurdu. Gelecekte olmasını öngördüğüm şeylerin şu anda gelişmekte olduğunu görüyorum" diyor. Friedman'a göre Türkiye doğası gereği lider bir ülke.
'BÖLGEDE BENZERİNİZ YOK'
Friedman, "Türkiye'nin iki karakteristik özelliği var. Canlı bir ekonomiye ve çok güçlü orduya sahip. Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahipsiniz. 2020'ye kadar 10'uncu sıraya çıkmanızı bekliyorum. Büyük bir orduya ve güçlü hava kuvvetlerine sahipsiniz. Coğrafik yapınız en önemli avantajınız. Kısacası, bölgesel güç olmak için gerekli her şey Türkiye'de mevcut ve bölgede başka benzeriniz yok" diyor.
Psikolojinizi süper güç olmaya hazırlayın
"Türkiye'nin önündeki engel dışsal tehditler değildir. Türkiye'nin önündeki en büyük engeller içsel sorunlardır" diyen Friedman, "İçsel gerginlikler dönem dönem artıyor. Bunlar Türkiye'nin önündeki en önemli sorundur. Ama bunları yönetmeyi başaracaksınız. Türkiye, psikolojik olarak süper güç olmaya hazır değil" dedi.
Friedman medeniyetler çatışmasına inanmıyor
Ünlü düşünür Samuel Huntington'nın "Medeniyetler Çatışması" tezine katılmadığını belirten Friedman, "Çatışmanın medeniyetler arasında değil, medeniyetlerin kendi içlerinde olduğunu düşünüyorum. Huntington'ın Türkiye konusundaki görüşlerine de katılmıyorum" dedi.
Osmanlı toprağına hâkim olup, valiler atayacaksınız
Friedman, Türkiye'nin Osmanlı'nın eski topraklarına yeniden hükmedeceğini belirtti. "Türkiye, Osmanlı'nın sahip olduğu topraklara yeniden hükmedecek. Elbette, Osmanlı'dan çok farklı bir formda yapılanma olacak. Türkiye, bölge ülkelerine valiler atayacak veya 'Türkiye Birliği' adında bir örgütlenmeye gidecek. Nasıl bir örgütlenme kurulacağını süreç gösterecek" dedi.
ARAPLARIN ZOR KARARI
Arap dünyasının Türk egemenliğini kabul etmek zorunda kalacağını belirten Friedman, "Arapların Türkiye'ye bakışı bir tür aşk-nefret ilişkisidir. Bir dönem Türkleri çok severler, bir dönem nefret ederler" dedi. "Arap dünyası hem ekonomik hem de askeri açıdan çok zayıf. Arapların temel sorunu, kendilerini yönlendirecek olan dış gücün kim olacağı?" diyen Friedman, "Bir dış güç olarak Türkiye, diğer ülkelerle karşılaştırıldığında en kabul edilebilir ülke" diye konuştu.
'AVRUPA BİRLİĞİ ÇÖKTÜ'
Krizle birlikte Avrupa Birliği'nin çöküş sürecine girdiğini ifade eden Friedman, Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinden yakında vazgeçeceğini belirtti ve "Yakında Avrupa Birliği'ne ihtiyaç duymayacaksınız. Zaten krizle çöküş sürecine girdiler. Bu nedenle Türkiye, Avtupa Birliği'ne entegrasyondan vazgeçecek. Hatta Avrupalıların Türkiye'ye olan ilgisi çok daha fazla artacak" dedi.
Türkiye uzun süren sessizliğini bozdu
Türkiye'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası kendi kabuğuna çekildiğini ve Soğuk Savaş yılları boyunca adeta görünmez olduğunu belirten Friedman, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak tarihe yeniden geri döndüğünü söyledi. Friedman, "Son yüzyıllarda Türkiye çok fazla içine kapanan bir ülke oldu. Fakat bu Türkiye için normal bir durum değil. Türkiye, doğası gereği kabına sığmayan bir ülke. Çünkü Türkiye'nin coğrafik konumu bunu gerektiriyor.
'COĞRAFYA TÜRKİYE'Yİ ZORLUYOR'
Türkler her zaman zorlu bir coğrafyada yaşadı. Bu zorluklar Türkiye'yi yükselen bir güç olmaya zorluyor. Osmanlı İmparatorluğu da çevresindeki aynı zorluklar nedeniyle yükselişe geçmişti. Aynı şey yine geçerli. Aynı coğrafik zorlamalar nedeniyle Türkiye bölgesinde büyük güç olacak" dedi. Türkiye'nin çevre ülkeleri ile son yıllarda gerçekleştirdiği ilişkilerden örnek veren Friedman süper güç olma sürecinin başladığına inandığını belirtti.
(Sabah)
Kaynak: www.zaman.com.tr ... »
|